25 Ocak 2022 Salı

Depremle Birlikte Yaşamak

   İnsanın doğumundan ölümüne kadar iç içe yaşayacağı bir durum üzerinde bugün yazmak istedik, konumuz deprem. Önce deprem nedir tarifine bakalım, sonra yazımıza devam edelim.

Deprem: Yer kabuğu içindeki kırılmalar nedeni ile ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarma olayına denir. Bu depremle ilgili konuları inceleyen bilim dalına ise Sismoloji denir. 

   Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin ölçüsüne depremin büyüklüğü denilip, Richter ölçeği (magnitude) kullanılarak, latin rakamlarla yazılır. Ölçüm ve hesaba dayalıdır.

   Derinliklerde olan depremin yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsüne ise depremin şiddeti denilip, Mercalli ölçeği kullanılarak, romen rakamları ile yazılır. Gözlem ve deneyime dayalı bir değerdir.

Sismograf
Sismograf ve Sarsıntı

   Yer kabuğunu oluşturan levhaların hareketleri sonucu oluşan gerilme ve sıkışmalar, kabuğun bazı bölümlerinde yüzyıllar boyu enerji biriktirir. Biriken enerjiler zaman zaman ortaya çıkar. Yer kabuğundaki bu hareketli kısımlara Fay denilir.

   Birbirlerinin hareketini engelleyen levhaların arasında sürtünme başlayıp birbirlerine sürtünmesi sırasında, büyük kaya kütlelerinin arasında kalan zayıf yerler (fay) zorlanırlar ve buralarda gerilme enerjisi birikir.

   Zorlanma ve sürtünmenin etkisiyle kısa bir zamanda çok şiddetli bir kırılma ve hareket ortaya çıkar. Oluşan ilk harekete ''deprem'' yani ana şok, sonraki sarsıntının etkisiyle zayıf diğer kısımlarının kırılmasına da ''artçı depremler'' yani artçı şoklar denir.

Depremler 3 çeşittir:

- Tektonik depremler (yeryüzündeki depremlerin yaklaşık % 90'ı bu gruba girer)

- Volkanik depremler

- Çöküntü depremler

  Denizlerde oluşan depremlerden dolayı büyük dalgalar oluşur, buna da tsunami denilmektedir.

Deprem
Deprem

Dünyadaki Deprem Kuşakları

1) Pasifik Deprem Kuşağı, dünyadaki depremlerin yaklaşık % 81'i burada oluyor.

2) Alp-Himalaya Deprem Kuşağı, dünyadaki depremlerin yaklaşık % 17'si burada oluyor.

3) Atlantik Deprem Kuşağı

   Büyük Okyanus'un Asya ve Amerika kıtalarına komşu olan sınırları, Pasifik Deprem Kuşağı'nda yer almaktadır.

   Endonezya'dan başlayıp Himalaya'lar ve Akdeniz üzerinden Atlantik Okyanusu'na uzanan kuşağa, Alp-Himalaya deprem kuşağı denilmektedir. Türkiye'nin büyük bölümü, bu kuşakta yer almaktadır.

Dünyadaki Okyanuslar

1) Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)

2) Atlantik Okyanusu (Atlas Okyanusu)

3) Hint Okyanusu

4) Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi)

Türkiye'deki Deprem Kuşakları

1) Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı

2) Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı

3) Batı Anadolu Deprem kuşağı

Türkiye'deki Deprem Haritası

   Haritadan Türkiye'deki tehlike derecesinin durumunu, renklerden anlayabiliyoruz. Koyu renklerden açık renklere gidildikçe tehlike durumu azalmaktadır.

Deprem Tehlike Haritası
Deprem Tehlike Haritası Afad

   Deprem olunca hemen herkes Richter ölçeğine göre depremin büyüklüğü kaçtır diye merak eder. Bu değer 0.1 den başlar 9'un üzerine kadar çıkabilir. Peki bu değerlerden bizler kısaca neler anlayacağız, en basit anlatımla şunları diyebiliriz:

Richter Ölçek Değerlerinin Yaklaşık Anlamları

0-3 arası:  Genelde sismograf makineler hisseder, dünyada yılda yaklaşık 300.000 adet olur

3-5 arası: İnsanlar hisseder, büyük hasarlar vermeyebilir, dünyada yılda yaklaşık 55.000 adet olur

5-6 arası: Belli yapılar zarar görebilir, dünyada yılda yaklaşık 790-800 adet olur

6-7 arası: Büyük zararlar verebilir, dünyada yılda yaklaşık 110-120 adet olur

7-8 arası: Çok büyük zararlar verebilir, dünyada binalar zor dayanır ve yılda yaklaşık 17-18 tane olur

8-9 arası: Yüzlerce kilometrelik alanda etkisini gösterir, dünyada az görülür, yılda yaklaşık 1 kere

9 ve üzeri: Belli bölgeleri haritadan silebilir, dünyada az görülür, 100 yılda yaklaşık 5 kere olur

Deprem hayatımızın her anında vardı, var olmaya da devam edecektir. Bundan dolayı her zaman hazır olmalıyız.

Deprem Zamanı
Deprem Zamanı

   Ülkemiz konumu itibari ile dünyanın en güzel yerindedir. Bunun yanında da bir deprem kuşağı üzerindedir. Bu yüzden her gün deprem olabilir diye, evlerimizi en sağlam nasıl yapabiliyorsak, öyle yapmaya çalışalım. Böylece bir deprem olduğunda, evimiz enkaza dönüşmesin. Bunun yanında da deprem eğitimini öğrenmiş olmalıyız. Yani deprem anında ne yapmalıyız, deprem sarsıntısı bitince neler yapmalıyız? Onları şimdiden ne kadar iyi öğrenirsek, Allah korusun bir deprem anında kendimizi, yakınlarımızı ve başkalarının kurtulmasına sebep olabiliriz.

Deprem sonu
Deprem sonu ilk 6 saat

   Bir çok hadiste depremde vefat edenler Hükmî Şehid (Ahiret şehidi) sayılmaktadır. Sebep olarak ölüm anında çektikleri acı ve sıkıntılar gösterilmektedir. Bugüne kadar olan depremlerde vefat eden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, Milletimize ve Ailelerine sabırlar diliyoruz. Başka büyük olabilecek depremlerden, Allah C.C. Ülkemizi ve Milletimizi korusun.

   Başka bir yazımızda yine görüşmek üzere, herkese Saygılar sunarız...



Kaynaklar; ''AFAD,2018. Türkiye Deprem Tehlike Haritası'', depremafadgovtr, wwwdiyanethabercomtr, wwwgooglecom,  

24 Ocak 2022 Pazartesi

Tavşan kaç Tazı tut

   Bu yazımız da Dünyada en çok kullanılan taktik bir oyundan kısaca bahsedeceğiz. Yani yazımız kısa olacak ama etkisi büyük olacak. Konumuzun adı; Tavşan kaç Tazı tut, oyunu 

Tavşan Kaç
Tavşan kaç tazı tut

   Küresel üst akıl Dünyada eğer bir yerlere operasyon yapacaksa, genelde bu tavşan kaç, tazı tut oyununu hemen senaryoya koyar. Yani farklı ülkelerde suni gündemler oluşturup, milletin bir yere odaklanmasını sağlar. Kendileri ise başka taraflarda operasyonlara başlarlar, kısaca sağ gösterip sol vurmaya çalışarak bizleri oyalamak (ilgimizi başka taraflara çekerek) isterler. Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız. 

Sağ gösterip
Sağ gösterip sol vurmak

   Yapay gündemler oluşturulmaya çalışılınca bizler hemen dünyaya bakarız, nerede bir kıpırdanma var? Sizlerde böyle olursanız, kimse kolay kolay bizleri yenemez. Birlikten kuvvet doğar, her zaman. Yoksa onlar kendilerinin düşündüğü büyük planların altyapısını, belli zaman içinde başka yerlerde pişirip, dünyaya servis etmeye başlarlar.

   Bu yüzden her zaman temkinli olmalıyız. Ülkemizde suni gündemler çok oluşmaya başlıyorsa hemen dünyayı izlemeye almalıyız. Yoksa oyun kuranlardan değil, oyunu oynayan oyuncular oluruz.

Günümüz için başta Karadeniz'e (Rusya-Ukrayna) sonra son 3 yıl olduğu gibi Akdeniz'e, sonraları ise sırayla;

- Kazakistan'a

- Libya'ya, 

- Azerbaycan'a

- Kıbrıs'a, 

- Yunanistan'a, 

- Bosna Hersek'e,

- Suriye'ye

- Tunus'a 

- Irak'a, 

- İran'a

- Mısır'a

- Suudi Arabistan'a

- Bizimle işbirliği yapmak isteyen Afrika Ülkeleri'ne dikkat etmemiz lazım. 

   Her an birileri bu ülkelerde oyunlar yapmak için planlar hazırlıyor olup, bizlerinde dikkatini başka yöne çekmek için, ülkemizde farklı farklı suni gündemler yapabilirler. Ve bu gündemlerde birbirinden alakasız konular olabilir, tek ortak amaçları ise bize hedef şaşırtıp, bizlere zaman kaybettirmektir. O yüzden dikkatli ve uyanık olalım, suni gündemlerle uğraşmayalım, büyük oyunlara odaklanalım.

   Başka bir yazımızda daha görüşmek üzere, herkese Saygılar sunarız...



Kaynak; wwwtrcooltextcom





23 Ocak 2022 Pazar

Dinimiz İslam varken, Ateizm ve Deizm gibi Düşünceler...

   Nasıl ortaya çıkıyor dinimiz İslam varken, ateizm ve deizm gibi düşünceler ? Bugünkü yazımıza önemli bir soru ile başladık. Öncelikle bazı tarifleri yazalım, sonra analizimize başlarız.

   Sözlükte teslim olmak anlamına gelen ''İslâm'', terim olarak Hz. Adem Peygamber'den itibaren Allah'ın insanlara gönderdiği tevhid inancına dayalı hak dinin adıdır. Bu dini kabul eden insanlara ise ''müslüman'' denilir.

Müslüman
İslam Ateizm Deizm

   Şimdide ateizm, deizm ve buna benzer düşüncelerin tariflerini yazalım.

Ateizm: Kısaca Tanrıyı ve dini inkar etmek demektir. Tanrı'nın var olmadığını ileri süren kişiye ateist denilir.

Deizm: Tanrı var ama tanrı ile benim aramda kimse yok anlayışı (Peygamberi, vahyi, melekleri ve kitabı inkar etmek). Buna inanan kişilere deist denilir.

Nihilizm: Kısaca hiççilik demektir. Bunlara inananlara nihilist denilir. Bunlara göre hiç bir şeyin hakikati yoktur. Nihilistlere göre insanlar güçlüler ve zayıflar diye ikiye ayrılır.

Agnostizim: Bilinmezcilik veya bilinemezcilik demektir. Tanrının varlığının veya yokluğunun, bilimsel olarak ta evrenin nereden oluştuğunun bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır.

   Dikkat ettiyseniz bu kelimelerin sonu hep izm ile bitiyor. Peki o zaman bu ''izm'' ne anlama geliyor. Anlamı; Kelime sonlarına gelerek geldiği ismi bir akımın, bir fikir yumağının adı haline dönüştürür. 

   Bugün bu kelimeler karşımıza çıkar, yarın sonu yine izm ile biten başka kelimeler. Yani sonu gelmez kelimelerin ve anlamların. Mesela yarın biri çıkar Ateizmin A'sını, Deizmin D'sini alıp, sonuna da ''izm'' ekleyip, ''ADizm'' diye bir kelime yapar. Anlamına da % 50 Tanrıya + % 50 Tanrı ile aradakilere inanmak diyebilir. Bizlere düşen dikkat etmek ve uyanık olmak.

   Günümüzde gençler ve bazı yetişkinler, farklı felsefi düşüncelere kendini kaptırabiliyor. Bizlerde uzunca düşünerek bunların sebep ve bağlantılarını hem yazmak hem de bazı sorular sormak istedik. Daha sonra ise düşünmek isteyenlere sorular sorarak, yazımızı İnşâAllah bitirmeye çalışacağız. 

Sebep
Sebepler

- Günümüz de okuyup, gerçekleri araştırmak yerine, videolar seyrederek her şeyi hazır bulma kolaylığına mı gidiliyor ?

- İslam'ın 5 şartından biri olan Kelime-i Şehadetin ne anlama geldiğini iyice okumayıp, idrak edilmediğinden bunlar olabilir mi ? (Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.s) O'nun kulu ve Peygamberidir) 

- 20-30 yıl öncesine göre zenginleşen gençlik, yokluğun ne olduğunu mu unuttu acaba ?

- Ateistim diyenlerin çoğu büyükşehirlerdeymiş, niçin acaba ? Her şeye kolaylıkla ulaşıp, zorluk çekmedikleri için mi ?

- Teknolojinin gelişmesi ile algı operasyonlarına niçin kolay kanılıyor ?

- Çocukların oynadığı oyunların içinde, gizli mesajlar veriliyor mu ?

- İnsanlar niçin kendinin kontrolsüz olmasını hissetmek istiyor ?

- İnsanlar nereden ve nasıl geldiğini, niçin unutmaya başladı ?

- Hep dünya için çalışmak isteği (seküler yaşam) neden artmaya başladı ?

- Zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlamak, neyin habercisi ?

- Şükürsüzlük artmaya başlayınca, âlemin tesadüf sonucu meydana geldiğine inananları mı artıyor ?

- Dîni bilgileri sahih kaynaklardan ve gerekli din bilginlerinden öğrenmeyen kişilerde, ilerde dinden niçin soğumalar olabiliyor ?

- Dini bilgilerin gençlerin yoğun olduğu sosyal medyalarda, gençlere daha rahat ulaşacak şekilde anlatılması gerekmez mi ?

- Din üzerinden ticaretle zengin olma hayalleri veya siyasi kariyer yapma isteği, bazılarını dine karşı soğutabilir mi ?

- Bazı kişi veya grupların farklı din yorumları yaparak, insanları dinden soğutma çabaları olabilir mi ?

- Dünyada olan doğal afetler, bizim hâlimize şükrümüzü artırması gerekirken, bazılarında niçin karamsarlığa yol açabiliyor ?

- Kur'an-ı Kerim'i okuyup anlama oranı, azalıyor mu / artıyor mu ?

- Medyada sistematik haberlerle yapılan, islâm karşıtlığı haberlerinin arkasında neler planlanıyor ?

- Her yapılan yanlışı İslâm'a ve Müslümanlar üzerine niçin atma çalışmaları var? Başka dinde yapılan yanlışlar ise niçin gizlenmeye çalışılıyor ?

- Dinimiz İslam'ın en temel bilgilerinin yer aldığı İlmihal kitaplarını, gençlik ne kadar okuyor ? 

- Kur'an-ı Kerim'in ilk inen ayeti, Oku'dur. Kur'an-ı Kerim-i okuyarak, dinimizi daha iyi öğrenmek için insanlar arasında bir yarış olmalı normalde, değil mi ?

- Yokluğun ne olduğunu unutan kişiler, şükrüde mi unutmaya başlıyor acaba ?

- Peygamberlere hakaretler, neyin habercisi ? Kimler ne planlıyor, hiç düşündünüz mü ? 

- Bugün birisi kendimize hakaret etse, yapmadığımızı bırakmayız, ama Peygamberlere hakaretler veya alaya alıcı konuşmalar yapanlara kalben buğz yapıyor muyuz ?

Sorular
Sorular

- Ateistim diyen birine şu soru sorulsun, ne cevap verecek merak ediyoruz. Deprem anında koca koca binalar sallanıyor, peki sen ve 10 arkadaşın bir araya gelse o binayı azda olsa sallayabilir misiniz ?

- Şu salgın hastalık ortamında oksijenin ne kadar önemli olduğunu, makinelere bağlanarak daha iyi anladık. Bu oksijeni tüm dünyaya sunan kim ? Bir makineye bağlanan insan için binlerce Lira para fatura ödeniyor, o zaman şu soruyu sormak lazım ateistim diyenlere. Dünyadaki yaklaşık 8 milyar insana oksijen kesilse, ne yapacaksınız ?

- Çevremizde yetişen sebze ve meyvelerin, bir ahenk içinde nasıl yetiştiğini gözlemlemek bile, Allah'ın ne kadar büyük olduğunu bize göstermez mi ?

- İnsan vücudundaki damar uzunluğu yaklaşık 100.000 km'dir. Bir insan olarak bu kadar uzunluktaki sistematik bir damar yapısını yapabilir misiniz ? Ateistim diyenler, bir düşünsün bunu.

- Bahçeye 2 tane tohum atıyorsunuz, aylar sonra bir bakıyorsunuz, kocaman bitki olmuş. Acaba nasıl oluyor bunlar, hiç düşündünüz mü ?

- Aşırı yağmur yağınca, seller oluyor. Acaba o an hiç düşündünüz mü, bu binlerce ton ağırlığındaki sular, nasıl havada duruyor ? Siz bırakın binlerce tonu, 1 ton yükü havada tutabilir misiniz ?

- Çevremize aşırı kar yağınca, oluşan kütlenin toplam ağırlığı yüzbinlerce ton olabiliyor, o zaman bu kadar ağırlık gökyüzünde nasıl duruyor, bunu hiç düşündünüz mü?

- Şimşek çakınca oluşan enerjinin büyüklüğünü hiç mi görmüyorsunuz ?

- Bedavadan solduğumuz havanın içindeki gazların oranı bir an olsa değişerek, zehirlenme olsa ne yapacaksınız ?

- Deprem anında niçin korkuyoruz, binalarda yan gelip niçin oturamıyoruz ?

- Denizlerde oluşan tsunami dalgalarının karşısında durabilir misiniz ?

- Faaliyete geçen yanardağlardaki lavların karşısında hiç durabilir misiniz? Ortalama 950 derece

- Yeryüzünde içecek sular çekilse, kaç gün yaşayabiliriz ?

- Dünyada tüm ağaçlar birden kurusa, neler olur hiç düşündünüz mü ?

- Topraklarda hiç bir sebze ve meyve yetiştirilemez duruma gelse, ne yaparsınız açlıktan ?

- En basitinden 100 m2 bir ev yapılırken kolonların sağlam olmasına dikkat edilir, yıkılmaması için. Peki yüzölçümü yaklaşık 510 trilyon m2 olan dünyamız, nasıl kolonlar olmadan ayakta duruyor ? Sadece bu örnek bile Yüce Yaradan'ın büyüklüğünü anlamamıza yeterde artar, değil mi ?

   Evet, bunlar gibi onlarca başka soru yazabiliriz. Allah C.C. tüm âlemin tek sahibidir. Bizler bu dünyaya yiyip, içip, sefa içinde yaşamak için gelmedik. Burası bir imtihan dünyası, imtihanda alacağımız notlar çok önemli, o notlarla öbür âleme gideceğiz. Bu yüzden Allah'a bol ibadet yapmalıyız, bol tövbe istiğfar yapmalıyız. 

   Bu kadar yazıdan sonra yine Yüce Yaradan yok diyenler varsa, sorularımızdaki durumları kendi başlarına bir yapsınlar da görelim, değil mi ? Allah'tan başka galip yoktur (Lâ Galibe İllâllah)

Sonuçlar
Sorularla sonuçlar 

   Birileri farklı bahaneler ortaya sürerek, dinimize saldırmakla ne ellerine geçiyor ? Gençleri dinimizden uzaklaştırıp, ateizm ve deizm gibi düşüncelere mi sevk etmek istiyorlar ? 

   Amaçları nedir, toplumun en önemli yapıtaşı olan aileyi içten mi çökertmek istiyorlar? İnsan başı dara düştüğünde veya sıkıntıya girdiğinde Allah'a dua eder. Birilerini bu niçin rahatsız ediyor ?

   Birileri yok şurada ateizm, yok burada deizm artıyor diyerek! aslında kendilerinin ''reklamını mı'' yapıyorlar. Böylece dikkat çekerek bir kaç kişi de olsa, kendi taraflarına insan almanın planlarını mı yapıyorlar ? Bildiğiniz gibi reklamı iyi yapan, dikkati kendi tarafına çeker. Yani aslında fazla olmayan durumları çok abartılı göstererek, kendilerinin reklamlarına, bizlerimi çekiyorlar ? Çok dikkat diyelim.

   Birde son zamanlarda ortaya çıkan bir kelimeden de bahsedip, yazımızı şimdilik sonlandıralım, kelime ''metaverse''. Nedir kısaca, sanal evren demektir. Mesela diyorlar ki, İstanbul'dan sanal arsa aldım şu kadar paraya. Peki o zaman bizde soralım, madem arsa aldın, gidelim bir piknik yapmaya veya gidelim çiçekler, sebzeler ekelim. Arsa aldığım diyen kişi, sizi o gerçek arsaya götürebilecek mi ? Tabii ki de hayır, o zaman fazla sanal dünya ile konuşmaya gerek var mı sizce ? 

   Burada şunu unutmayalım asla, bu sanal işlere ilk girenler (genelde bunlar bu işi planlayan büyük firmalardır) iyi para yatırırlar. Sonra milleti buralara çekip, kendileri bir zirve yapınca, eldekileri satarlar. Sonra ne mi olur ? En son girenler kaybeder, tepedekiler paraları saymakla bitiremezler. Yani her şey sanal, dikkat edin. Hayal işlere para yatırmayın, elle tutulur gözle görülür metalara para yatırın. 

   Ayrıca farklı bu tarz konuların bir ortak amacı da şu olabilir mi diye düşünün deriz. Hayatı çok basite indirgeyip, kolayca para kazanmak hırsı ile milleti dinden ve ibadetten uzaklaştırmak mı ? Böyle olan insanlar belli bir zaman sonra sıkıntı ve bunalıma girip, ne yapacağını bilemez hâle gelebilir. Böyle sonuçlarda bunları planlayanların çok işine gelir.

   Bir yazımızın daha sonuna geldik, amacımız sizlerin milleti ve devleti için başarılı bireyler olmanızdır. Başarılı olurken hem dünya için, hem de yarın ölecekmiş gibi âhiret için çok çalışmalısınız. Şunu asla unutmayalım, sadece maddi mutluluklar insanları bir yere kadar mutlu edebilir. Önemli olan manevi olarak ta mutlu olmanızdır. 

   Yazımızı okuduğunuz ve başkalarının bilgilerine ilaveler yapmak için onlara yazımızı gönderdiğiniz için hepinize teşekkür ederiz. Başka bir yazımız da daha görüşmek üzere, herkese Saygılar sunarız...



Kaynaklar; dergidiyanetgovtr, trcooltextcom 

18 Ocak 2022 Salı

Yerliyi Küçümseme, Yabancıyı Övme Hayranlığı

   Son zamanlarda ülkemizin yaptığı teknolojik hamlelerini bazıları ha bire küçümsüyor. Yok % 100 yerli değil, yok bunları yapanlar oldu vs.. Bizim hamleleri küçümseyenler yabancı başka markaları örnek gösteriyorlar. Artık bu dakikadan sonra onlara durun 1 dakika diyeceğiz. Niçin mi, onların övündükleri, yere göğe sığdıramadıkları markaların %  kaçı yerli acaba diye onlara soracağız ? 

   Mesela en ünlü marka cep telefonunun neredeyse % 70'i Çin ve Asya ülkelerinde üretiliyor, bilgisayarlar da öyle, ünlü Alman araba markalarının yedek paçalarının hepsi Almanya'da üretilmiyor toplama yapıyorlar. Ama bu beğenmeyenlere sorsanız bu markaları % 100 Alman veya Amerikan malı zannediyor veya zannetmek istiyorlar! Neden acaba ?

Küçümseme
Küçümseme Övme

   Biz bu kişilerden şunu beklerdik, 1960 ve sonrasında darbe ve muhtıralarla ülkemizi durdurmaya çalışanlara karşı cesur bir haykırış. Onlara şunun hesabını sorsaydınız keşke. ''Ey darbe ve muhtıra yapanlar! Sizler 40-45 senedir ülkemizi geriye götürmeye çalıştınız, eğer darbeye yorduğunuz kafayı, bu teknolojik ürünlere biraz yorsaydınız, bugün belki de 30-40 tane markamız her alanda Dünya'da zirveye koşacaktı, ama sizler engellediniz, bizim hakkımızdı bu''. Niçin böyle bir şey yaptınız? 

   Ama gel görün ki bunu soracaklarına, acaba darbe yine nasıl yapılabilir diyenlerin ekmeklerine yağ sürmeye devam ediyorlar. O zaman bizde şunu söyleriz. Sizler daha çok yabancı markanın ürünlerine hayranlıkla bakmaya devam edersiniz. Çünkü üretmeyen toplum, bir yerde durdurulabilir. 

   Ayrıca bazıları bilmez, savunma sanayimize silahlar lazımdı. Para ile almak istedik ama bizlere satılmadı 15-20 yıl öncesinde. Satılanlarda ise onlarca şart vardı. İsterseniz daha uzağa gitmeyelim, yakın tarihimize bakalım. S-400'ler alınmadan önce Amerika'dan Patriot'lar istendi ama satmadılar, parasıyla değil mi almak? 

   Acaba niçin satmadılar, bizim teknolojik hamleleri küçük görenlerin, bunları düşünmelerini istiyorum. Sonra ülkemizin yaptıklarına bir bakarlarsa, ülkemizin ne kadar büyük olduğunu anlarlar. Yapılanları görmek istemeyenler, hiç bir şey yapılmadı diyebilirler. Veya zaten görevleri yapmaktı, yapacaklar tabii, derler. 

   O zaman bizde şu soruyu soralım. Darbe yıllarında niçin yapılmadı, hiç bunları sordunuz mu, yoksa sormak mı istemediniz ? Ya da en basitinden 60-70 yıl önce yapılan uçağımız ve arabamıza neler oldu diye hiç sordunuz mu? O araba ve uçak çalışmalarımız devam etseydi şu an kaç tane dünya markamız olurdu değil mi ? Bunların hesabını birilerine bugüne kadar niçin sormadınız ? Önce bunları sorarsanız daha iyi olur. Sonra yerli ürünler için eleştirileriniz varsa bakılır. Yapıcı eleştiri her zaman bizlere fayda verir, daha çok gelişmemizi sağlar. 

   Eğer geçmişte niçin yapılmadığını sormak istemeyip, yine de eleştirilerinize devam edecekseniz, o zaman bizde şunu diyelim sizlere. Kimseyi tutan yok, kısıtlayan yok, buyurun daha iyisini sizler yapın. Bizlerde varsa yapıcı eleştirimizi yaparız, yoksa alkışlarız. Buyurun meydan sizin, yeter ki yapmak isteyin.

Türkiye
Bayrak ve Ülkemiz

   Ülkemizin ve gençlerin kıymetini bilelim, yoksa birilerine para versek bile bize istediğimiz ürünleri satmazlar. Her şey apaçık ortada, görmek isteyenler biraz ülkemize, birazda yurtdışına baksa yeter. En basitinden 1 sene önce Amerika maske bulamayınca, başka Avrupa ülkelerinin maskelerine nasıl el koydu, onu düşünsünler. Demek ki para her zaman işe yaramıyor, önemli olan kendimizin üretmesidir. 

   Yazımızın sonuna gelirken bu kısa ama anlamlı yazımızı ne kadar çok tanıdıklarınıza gönderirseniz, onlarında bilgilerine ilaveler yapmasına sebep olabilirsiniz. Şimdiden herkese teşekkür eder, başka bir yazımızda daha görüşmek üzere, Saygılar sunarız...



Kaynak; wwwtrcooltextcom


17 Ocak 2022 Pazartesi

Geçmişten Günümüze Gemiler ve Teknolojilerimiz

   Masmavi rengiyle adeta insanları büyüleyen denizlerden, yukarılara doğru baktığımızda bembeyaz bulutlarla kaplı gökyüzünü görürüz. Bu görüntüleri görünce Allah'a 1000 kere şükretsek azdır. Çünkü bir tarafta yeşilliği, bir tarafta beyazlığı, bir tarafta ise maviliği bizlere Allah C.C. sunmuştur. Bu doğa güzelliklerini denizler üzerinde bir yunus balığı gibi yüzen, gemilerden seyretmek ise harika bir durumdur. Evet, bu yazımızda gemilerden bahsedeceğiz. 

Fatih Gemisi
Fatih Gemisi

   Tarihi geçmişi eski olan gemiler ilk olarak yaklaşık M.Ö. 4000 yıllarında Eski Mısırlıların, uzun kamışlı tekneler yapmasıyla görülmeye başlanmıştır. Sonra yıllar geçtikçe teknelerin özellikleri ve boyları da büyümeye başlamıştır. Daha sonra Vikingler uzun tekneler yapmaya başlamıştır. Sonra kalyon tekneler yapılmaya başlanmıştır. Zaman geçerek 19. yüzyılda ise yelkenli teknelerin yerini buharlı gemiler almaya başlamıştır.

Gemi
Gemiler

   Gemilerin şu an o kadar çok çeşidi var ki, say say bitmez. Bu çeşitliliği kısa kısa yazıp, sonra analizimize başlayalım.

Gemi çeşitleri genelde şu isimlerle olmaktadır;

- Balıkçı gemileri

- Yolcu ve Taşıt taşıyan gemiler

- Yük gemileri

- Askeri muharebe gemileri

- Askeri destek gemileri

- Hizmet gemileri

- Bilimsel araştırma gemileri

- Gezinti ve Yarışma gemileri

Kısa olarak gemi çeşitliliğini yazdık, şimdi analizimize başlayalım.

   Dünyada sanayi devrimi ile yaklaşık 1800'lü yılların ilk çeyreğinde buharlı makineler, gemilerde kullanılmaya başlamıştır. Daha sonra buharlı gemilerde uskur tekniği (gemilerin arkasında ve suyun içinde olan pervane) çok kullanılmaya başlayınca, yelkenli gemilere olan talep azaldı. Zırhlı savaş gemilerin donanmalarda kullanılmaya başlaması ile sektör ivme artırmaya başladı dünyada.

   Osmanlı'da ve Türkiye'de gemilerin zamanla yolculuğu nasıl olmuştu ? Bunları inceleyip, yazmaya başlayalım. Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında gemileri karadan yürüterek İstanbul'u fethetmesi, Osmanlı'nın deniz kuvvetlerine ne kadar önem verdiğinin önemli bir göstergesidir.

   Osmanlı'nın en önemli denizcisi Barbaros Hayreddin Paşa'dır (1478-1546 yılları) veya gerçek adıyla Hızır Reis'tir. Başarılarından dolayı Kanuni Sultan Süleyman 1533'de Barbaros'u devlet hizmetine çağırdı ve onu Kaptan-ı Derya (donanma komutanı) olarak atadı. Barbaros Paşa çok değerli denizciler yetiştirdi. Bunların bazıları şunlardır;

- Turgut Reis

- Salih Reis

- Piri Reis

- Murat Reis

- Seydi Ali Reis (Hint Okyanusuna açıldı) ve Kılıç Ali Reis'tir. 

   Barbaros Hayreddin Paşa 27 Eylül 1538 tarihinde haçlı donanmasına karşı Preveze Deniz Savaşı'nı kazanmıştır. Zaferin kazanıldığı 27 eylül günü, daha sonraları ''Türk Deniz Kuvvetleri Günü'' olarak kutlanmaktadır.

   Osmanlı zamanında Van Gölü üzerinde yüzen ilk Türk gemilerini, 3 tane Kadırga inşa ederek Mimar Sinan yapmıştır 1577 yıllarında.

Kadırga Gemi
Kadırga Gemi

   Osmanlı'da 1650 yılına kadar kürekli gemiler (Kadırga) vardı. Bu yıldan 1840 yıllarına kadar yelkenli gemiler oldu.

   Osmanlı Donanması 1827 yılında ansızın yapılan Navarin Baskını ile 50 den fazla gemisini kaybetmişti. Bu durum tedirginliğe sevk etti ve Sultan Mahmut 10 yıl içinde yaklaşık 20 tane yelkenli gemi yaptırdı. Sonra bu gemiler yapılırken bir yandan da buharlı gemilere geçiş yavaş yavaş adımlarla başladı.

   Böylece askeri denizcilikte olan hamleler, makineye dayalı sanayileşmenin başlamasına sebep olmuştur. 1840 yılları Osmanlı'da buharlı gemilerin çoğalmaya başladığı zamandır. Bu gemilerden ticari amaçlı filo yapılmıştır. 1850 li yıllardan sonra ise yelkenli gemi yapımı bitmeye başlamıştır. Yelkenli gemilere uskur eklenerek, buharlı gemilere dönüştürülmeye başlanmıştır. Buharlı gemilerle beraber denizaltılarda yapılmaya başlamıştır dünyada. Osmanlı'da savaşta kullanılmak üzere ilk denizaltı Abdülhamid zamanında 1886 yılında İsveç yapımı alınmak için 2 tane sipariş verildi. Denizaltılardan birine Abdülhamid, diğerine Abdülmecid adı verilip 1888 yılında donanmaya katıldı.

Kısaca Osmanlı'da sırayla şu gemiler olmuştur;

- Kadırga (kürekli gemi)

- Yelkenli Kürekli Gemi (kalyon)

- Buharlı Gemi

- Denizaltı Gemisi

Kalyon Tekne
Kalyon Tekne

   Cumhuriyet döneminde ise ilk denizaltı siparişi 1925 yılında Hollanda'ya 2 tane ile yapıldı. 1928 yılında ise Türk donanmasına teslim edildi. Bu denizaltılar yaklaşık 20 yıl görev yaptı.

   Ülkemiz 1960 ile 2000 yılları arası durdurulmaya çalışıldı darbe ve muhtıralarla (1960 darbesi, 1971 muhtırası, 1980 darbesi, 28 şubat 1997 post modern darbesi). 

   Daha sonra ise 2007 e-muhtıra ve 2016 yılı 15 temmuz darbe girişimi ile ülkemize çok zamanlar kaybettirildi. Şimdi düşündüğümüzde 1960 ile 2016 arasındaki 56 senede bu darbeler ve muhtıralarla ülkemizin enerjisi boşa harcanmasaydı neler olurdu ? Bununla ilgili 12 ay önce geniş bir analiz yazısı yazmıştık, ve ülkemizin trilyon dolarlar kaybettiğini detayları ile yazmıştık. Yazımızı tekrar okumak için linki şöyledir. Geçmişte olanları unutmadan çok çalışmak, herkesin görevidir. Bu kadar darbe ve muhtıralarla uğraşan ülkemiz bunlara rağmen, son 20 yıldır deniz araç ve teknolojilerinde çok büyük gelişmeler kaydetmiştir. Şimdi bunları yazalım, böylece gençlerimiz kendilerine daha büyük hedefler koyarlar. Böylece çok çalışarak, Vatana hizmet ederler. 

GÜNÜMÜZDE GEMİLERİMİZİN TEKNOLOJİK GELİŞİMLERİ

Milli savaş gemilerimiz,    

Amfibi gemilerimiz,

Sismik araştırma gemilerimiz,

Sahil güvenlik gemilerimiz,

Lojistik gemilerimiz ve botlarımızı kendimiz üretebiliyoruz, % 70 yerlilik oranı ile.

   Silahlı insansız deniz araçları üretip, bunların sürü şeklinde hareket eden versiyonlar üzerinde de çalışmalar devam etmektedir şuan.

   Ayrıca envanterde olan önceki deniz araçları, günümüz teknolojileri ile modernize edilmektedir. Üretilen ve modernize edilen deniz araçlarımızın silah, radar, muhabere ve elektronik sistemleri yerli ve milli ürünlerle donatılmaktadır. Örnek, Atmaca Gemisavar Füzesi

Atmaca
Atmaca Gemisavar Füzesi

   Önceden bizlere satılmayan sistemlerin benzerlerini, şimdi ülkemiz üretmeye başlamıştır.

   Ülkemiz dünyada kendi savaş gemisini Milli olarak tasarlayan ve inşa eden 10 ülkeden biridir. Hem de uygun fiyat ve daha iyi özelliklerle.

   Üretilecek fırkateynlerimiz de yerli ve milli ana silah grubumuz olan, dikey atım sistemli hava savunma füzelerimiz (MDAS) kullanılacaktır. Normalde bu dikey atım sistemi bugüne kadar dışarıdan alınıyordu.

   Yeni tip denizaltılarımız vardır.

   Üzerine iha'ların ve helikopterlerin inebileceği amfibi gemimiz Anadolu'nun, hizmete alınması için çalışmalara devam edilmektedir.

Anadolu
Anadolu Gemisi

MİLGEM Gemi'mizden 5 tane olup, 3 tane daha yapılması için çalışmalara başlanmıştır ve aynı anda inşa edilecektir. 

Bu MİLGEM Gemilerimizin isimleri şunlardır:

- TCG Heybeliada        (Ada Sınıfı Korvet Projesi)

- TCG Büyükada          (Ada Sınıfı Korvet Projesi)

- TCG Burgazada         (Ada Sınıfı Korvet Projesi)

- TCG Kınalıada           (Ada Sınıfı Korvet Projesi)

- TCG İstanbul F 515    (İlk Milli Fırkateynimiz) 2023'de görev başında olacak.

TCG İstanbul F 515
TCG İstanbul F 515 

   İnsansız ve otonom deniz araçlarımız yapılıyor. Bu araçlarla beraber kara, deniz ve hava araçlarının müşterek görev yapacağı sistemler tasarlanmaktadır. Örnek, ilk Silahlı İnsansız Deniz Aracı ULAQ

Silahlı insansız deniz aracı
ULAQ

   Denizaltı ve uçak gemilerine farklı silah, sensör ve elektronik sistemler entegre edilip, ihracat yapılmak için çalışmalar devam edilmektedir.

   Ayrıca yerli ve milli imkanlarla yapılacak Uçak gemimiz ile dünya zirvelerinin arasında olmaya çalışacağız.

DOĞALGAZ ARAMA GEMİLERİMİZ

- Fatih Sondaj Gemisi

- Yavuz Sondaj Gemisi 

- Kanuni Sondaj Gemisi

- 4. gemimizde yakında katılacak filoya, adı henüz açıklanmadı (Abdülhamid Han, olsa güzel olur diyelim)

Sondaj Gemisi
Sondaj Gemisi

SİSMİK ARAŞTIRMA GEMİLERİMİZ 

- Barbaros Hayreddin Paşa

- Oruç Reis

   Dünyada büyük ülke olmak istiyorsanız, istihbaratınız çok iyi olmak zorundadır. Bu yüzden ülkemiz epeydir çalıştığı projeyi hayata geçirdi. TCG Ufuk, ülkemizin ilk istihbarat gemisi olarak üretilmiş olup, içinde 194 farklı yerli firmanın ürünleri mevcuttur. Bu gemi istihbaratımıza çok önemli bilgiler sağlayacaktır, yolu ve istihbaratları açık olsun.

TCG Ufuk
TCG Ufuk

   Karada, havada ve denizde büyüyen ülkemizin bundan sonraki hedefi, uydu istihbaratı ile uzaydaki yerini alıp İstihbaratımıza büyük faydaların getirilmesidir.

   Evet 1960 ile 2000 yılları arasında ülkemizi olur olmaz tartışmalarla geri bırakanlara rağmen, son 20 yıldır ülkemizde çok güzel projeler yapıldı. Bu hızla projelere devam edersek, önümüzdeki 10 sene içinde denizciliğin her alanında dünyada çok önemli yerlerde olacağız İnşaAllah. Yapılan bunca hizmetlerin daha da artması için, bizlere ne görev düşüyorsa yapmalıyız. Her fâni gibi bizlerde bu dünyada bir yolcuyuz, önemli olan bizlerden sonrasına önemli eserler bırakabilmektir. Böylece dünyadaki mazlumlara, müslüman kardeşlerimize daha çok yardımcı oluruz.

   Bir yazımızın daha sonuna gelirken hepinize ayrıca teşekkür ederiz. Çünkü yazılarımıza gösterdiğiniz ilgiler, bizleri daha çok yazmaya sevk etmektedir. Ne demişler bir elin nesi var iki elin sesi var veya birlikten kuvvet doğar. Başka bir yazımızda daha görüşmek üzere, hepinize Saygılar dileriz...



Kaynaklar; wwwssbgovtr, wwwroketsancomtr, wwwgooglecom, wwwdenizmuzesidzkktsktr, wwwdzkktsktr, wwwstmcomtr,

15 Ocak 2022 Cumartesi

Hello Türkiye

   Marka Nedir ? Bu sorunun cevabı, ülkelerin geleceği demektir. Çünkü ne kadar Marka bir ülke olursanız, o kadar çok tanınırsınız. Şimdi markanın kısa bir tarifine bakalım, sonra kısa analizimizi yazmaya başlarız...

   Marka: Bir işletmenin mal ve/veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve/veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlayan, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen işaretlerdir.

hello Türkiye
hello Türkiye

   Uzun teknik tanımını yazmadık, kısaca özet hali ile bu olan Marka, uluslararası anlamda değeri büyüktür. O yüzden ülkemiz için ''Türkiye Markasını'' hep birlikte ne kadar çok güçlendirirsek, dünyada ülkemizin değeri o kadar çok artar. Dolayısı ile daha çok turist merak edip, ülkemizi ziyaret eder. Şunu da bilmekte fayda vardır. En iyi tanıtım, doğallığı olan reklamlar ile olur.

   Bizde Birinci Adres olarak, üzerimize düşen görev ne ise onu yapmaya çalışıp, ülkemizi daha çok tanıtacağız. Bu yüzden ticari sitemiz olan ''Birinci Kalite'' ile birlikte yurt dışına tanıtımı yapmak için, çok çalışacağız. 1 kişiden ne olur demeyin. Birler toplanıp onlara, onlar toplanıp yüzlere, yüzler toplanıp binlere, binler toplanıp on binlere, on binler toplanıp yüzbinlere, yüzbinler toplanıp milyonlara ve milyonlar toplanıp milyarlara ulaşabilir, reklam ve tanıtımlarla.

hello Türkiye
hello Türkiye

   İletişim Başkanlığı'nın hazırladığı güzel videoyu sitemize ekleyip, yurt dışına reklam edeceğiz. Biz elimizden geleni karınca kararınca yapalım, gerisi bir şekil gelir diyelim.

TÜRKİYE TANITIM VİDEOSU (Türkiye Publicity Video)     #helloTürkiye 


   Sitemizi takip edenler bu yazımıza çok şaşırmış olabilir. Çünkü bizler genelde uzun analiz yazıları yazarız, bu yazımız ise çok kısa oldu. Sebebi ise bu yazımızın ulaşacağı dünyadaki insan sayısı düşünülünce, TANITIM ETKİSİ çok BÜYÜK olacak olup bizleri mutlu edecektir. Sizlerde bu yazının linkini tüm tanıdıklarınıza gönderebilirseniz, onlarda okuyup videoyu seyredebilirler. 

Türkiye
Türkiye
   Eğer yurt dışında yaşayan tanıdıklarınıza gönderirseniz, onlarda kendi tanıdığı yabancılara gönderip, ülkemizi reklam edebilirler. Şimdiden hepinize teşekkür eder, başka yazılarda görüşmek üzere Saygılar sunarız...


Kaynaklar; wwwiletisimgovtr

2 Ocak 2022 Pazar

Hazine ve Maliye Bakanlığı'na, Önerimiz

   Bu yazımızda ticaretle uğraşan herkesi ilgilendiren bir konu üzerinde durup, önerilerimizi yazacağız. Bu önerilerimiz firmalarımızdan ziyade, Devletimize daha çok fayda sağlayacaktır. Konumuz Kdv, yani Katma Değer Vergisi olacak.

   Katma Değer Vergisi Nedir; Kısaca tarif etmek gerekirse, Türkiye'de ticaretle uğraşan firmaların ödediği bir tüketim vergisidir. Bu verginin oranları günümüzde % 1 ile % 18 arasında değişmektedir. Bu vergi ilk defa 25/10/1984 tarihinde 3065 numaralı kanunla kabul edilip, 2/11/1984 yılındaki Resmi Gazete'nin 18563 numaralı sayısında  yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kdv Hazine ve Maliye
Kdv Hazine ve Maliye

   Bir firma, üretici fabrika veya toptancıdan ürün alırken + kdv ödeyerek alır. Daha sonra bu firma ürünün üzerine kâr ve kdv ekleyerek, perakende fiyatı ile ürününü satar. Buraya kadar her şey, ticaretin olması gereken prosedürleridir. Daha sonra her 3 ayda bir mali müşavirler firmanın gelir-gider dengesine bakarak, firmanın ne kadar kâr ettiğini hesaplayıp, firmalara bildirirler ve firmalarda ona göre devlete, gelir vergisini öderler.

   Şimdi devlet ne ister her zaman? Fabrikalar çok ürün üretsin, firmalarda üretilen ürünleri satsın. Böylece devlet hem kdv, hem de gelir vergisi kazansın. Firmalar aldıkları her ürüne + kdv öderler. Yani daha ürün mağazaya gelmeden bir vergi ödemiş olurlar. Daha sonra aldıkları bu ürünleri hemen satamazlarsa, ödedikleri kdv'yi geri alması gecikir. Dolayısı ile hem kdv'yi geri alamazlar, hem de gelir elde etmediği için devlete gelir vergisi ödeyemezler.

   Bunun yanında her ay çıkan bazı vergileri de ödemek durumunda kalırlar, yada ödeyemezlerse devlete borçlu gözükürler. Bu yüzden bizler düşünüp, bazı öneriler hazırladık. Eğer bu önerilerimiz Devletimiz tarafından uygulamaya alınabilirse, herkese faydası olabilir. Şimdi sırayla önerilerimizi yazmaya, başlayalım.

Bakanlık
Bakanlık Önerilerimiz

KDV KONUSUNDAKİ ÖNERİLERİMİZ

- Ödenen kdv vergileri, firmaların her ay ödeyecekleri başka vergi borçlarından kesilip, kalan borçlar firmalar tarafından devlete ödenebilir.

- Her 3 ayda bir hesaplanan gelir vergisi borçlarından, ödenmiş kdv miktarları düşürülüp, kalan gelir vergisini firma devlete hemen öderse, bundan yararlanabilir.

- 3 aylık gelir vergisi borçlarından sonra yine kdv alacağı varsa firmaların, bu ödenen kdv vergileri firmaların ödeyeceği bağkur prim borçlarından düşürülüp, kalan gelir vergisi miktarı ''devlete peşin'' ödenmek şartıyla uygulamaya alınabilir.

- 3 aylık gelir vergisi borçlarından sonra yine kdv alacağı firmaların varsa, bu ödenen kdv vergileri firmaların ödeyeceği sgk prim borçlarından düşürülüp, kalan gelir vergisi miktarı ''devlete peşin'' ödenmek şartıyla uygulamaya alınabilir.

- Kdv oranı % 18 olan gruplarda, bu oran yarıya %9' a düşürülebilir.

- Kdv oranı tüm ticari işlerde % 5 olarak sabitlenebilir. Böylece her iş basit bir hâl almış olur, ticarette kolaylaşır.

- Taze siparişle üretim yapılan malların ihracatında olan ihraç kayıtlı işlem prosedürü (kdv ödemeden ihracat durumu), başka ticaretler içinde uygulanabilir olmalı. Örneğin; İkinci el makinelerin alım ve satımı. Bu işlemlerde minimum bir fiyat konulur, örnek 10.000 $. Bu fiyat rakamının üzerinde olan ikinci el makineler, ihraç kayıtlı satılabilmelidir.

- Toptan ürün satılırken toplam fiyatın üzerine + Kdv eklenip, fatura kesilmektedir. Bu uygulama tamamen kalkmalı, aynen perakende fişindeki gibi Kdv, fiyatın içinde olmalıdır. Böylece bir karmaşıklıkta ortadan kalmış olur. Kdv içinde miydi, değil miydi durumu olmaz, her şey basite indirgenmiş olur. 

- Ürünlerin satış etiketlerinin üzerinde alış ve satış fiyatları Kdv dahil, karekod kodlarla birlikte olmalıdır. Bu ürünler perakende mağazalarda bitene kadar, aynı fiyattan satılmalıdır, böylece stokçulukta kimse yapamaz. Maliye'de bununla ilgili özel bir birim oluşturulmalıdır. Bunlar her gün mağazaları müşteriymiş gibi, gezip denetlemelidir. Stokçuluk yapan olursa (fiyatları aşırı artırıp), çok ağır cezalar anında uygulanıp, online olarak firmalar takip listesine alınmalıdır.

- Bu ürünler üzerine Kdv dahil etiketler yazılırsa, firmaların giriş faturaları net olarak ortaya çıkar. Böylece düşük faturalar kesilmişse eğer, kolayca tespiti yapılır. Kazanan Devletimiz olur.

   Önerilerimizi yazdık, bazılarınız bunlar ne faydalar getirebilir diye sorabilirsiniz. Bizlere göre daha ilk ayda ticarete olan ilgi, kesilecek aylık fatura adetleri ve toplam fatura rakamları en az % 10-20 arası artar. Sonraki aylarda da bu miktar sürekli artarak devam eder. Böylece ürün sirkülasyonu çok artıp, Devletimiz daha çok gelir vergisi kazanmış olur. Bu sayede Devletimiz ilave kazanacağı vergilerle, vatandaşlarımıza daha çok hizmet yapar. 

   Bu yazımızla amacımız dünyada daha çok büyüyen bir Türkiye olmasını istememizdir. Buna bir katkıda bizler sağlayabilirsek, ne mutlu bizlere. Dünyada çok büyümek için, millet ve devlet olarak çok çalışmalıyız. Analiz yazımızı yazmak bizden, gerisi Devletimizin kararıdır. Başka bir yazımızda görüşmek üzere, herkese Saygılar sunarız...



Kaynaklar;  wwwhmbgovtr, wwwmevzuatgovtr, wwwgibgovtr

31 Aralık 2021 Cuma

Nasrettin Hoca

   Bugünkü yazımızda büyük bilge insandan bahsedeceğiz. Kendisi güldürürken bizleri düşündüren, Türk ve İslâm düşünürüdür. Evet hepinizin de kolayca tahmin edebildiği gibi bu kişi, Nasreddin Hoca'dır.

   Nasreddin Hoca 1208 yılında Eskişehir'in Sivrihisar ilçesine bağlı eski adı Hortu Köyü, yeni ismi ''Nasreddin Hoca Beldesi'' olan yerde doğmuştur. İlk bilgilerini din görevlisi olan babasından öğrenmiştir. Sivrihisar ve Konya medreselerinde eğitim almıştır. Kendi köyünde ve Sivrihisar'da imamlık ve vaizlik yapmıştır. Bilgisini daha çok artırmak amacıyla Akşehir'e gidip eğitimi bitince buraya yerleşti. Asıl görevi hocalık olmasına rağmen katiplik, müderrislik, kadılık ve mahkemelerde bilirkişilikte yaptı. Kimi zamanlarda ise geçimini çiftçilik, bahçıvanlık ve pazarcılıkla sağladı.

Nasreddin Hoca
Nasrettin Hoca Sivrihisar 

  1284 yılında 76 yaşında Konya Akşehir'de vefat etmiştir. Nasreddin Hoca Mezarlığı'nın tam ortasındaki Nasreddin Hoca Türbesi'nde yatmaktadır.

   Her yıl 3 ile 10 haziran arası Eskişehir /Sivrihisar ve Nasreddin Hoca Beldesi'nde, ''Nasreddin Hoca Doğum Şenlikleri ve Anma Haftası'' düzenlenmektedir. 

   Bunun yanında da 5 ile 10 temmuz arası Akşehir'de ise ''Nasreddin Hoca Şenliği'' düzenlenmektedir.

Nasreddin Hoca
Nasrettin Hoca 

   Nasreddin Hoca'nın hayatını kısaca yazdıktan sonra, kişiliğini ve özelliklerini maddeler halinde yazmaya başlayalım. Çünkü Nasreddin Hocamızı çocuklar ve gençler ne kadar iyi tanırsa, geleceğe bakışları ve düşünceleri daha büyük olur.

NASREDDİN HOCA'NIN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ

- Mizah adamıdır

- Güler yüzlü, tatlı bir insandır

- Büyük düşünür olup düşünerek insanları güldürmeye sevk etmiştir

- Keskin zekasıyla hazır cevaptır

- Bilgilidir ama hiç bir zaman bilgiçlik taslamamıştır

- İyi bir öğretmendir

- Kalp kırmaz

- Akıllı ve bilge insandır

- Gönül adamıdır

- Toplum insanıdır, hep halkıyla iç içe olmuştur

- İnsanlara yol gösteren bir önderdir

- Hoşgörülüdür

- Merhametlidir

- Zor zamanların insanıdır, millete neşe vermiştir

- Eleştirileri zekice yapar, kimseyi gocundurmamıştır

- Kendine özeleştiri yaparak, olgunluk göstermiştir

- Abartılı ve hayalici değildir

Nasreddin Hoca
Nasrettin Hoca Akşehir

FIKRALARININ ÖZELLİKLERİ

- Fıkralarda asıl konu insandır

- İnsanın gülünç tarafları, yanlışları, zaafları, hataları, sakarlıkları ve çaresizliği ele alınır

- İnsan ilişkilerindeki bazı sorunlar üzerine durulur

- İnsana, topluma, çevreye ve diğer varlıklara karşı saygı ve sevgi esastır

- Alaycı ve küçük düşürücü bir tutum olmaz

- Eleştirilerle yol gösterilir

- Bütün dünya insanlarının sorunlarını fıkralarında işler

- Fıkralarda ahlaki kurallara sıkı sıkı bağlıdır, ayıplı ve küfürlü cümleler yoktur

   Hocanın fıkraları 15. yüzyıldan itibaren sözlü kaynaklardan yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Bu fıkralar ilk kez 1837 yılında İstanbul'da ''Letaif'' adıyla basılmıştır. İlk resimli Nasreddin Hoca kitabı ise 1869 yılında yayımlanmıştır. 1968 yılındaki bir derlemede Nasreddin Hoca'nın 445 fıkrası yer almıştır. Unesco 1996 yılını, Nasreddin Hoca Yılı ilan etmiştir. Böylece dünyada daha çok yaygınlık kazanmıştır.

ÖNEMLİ FIKRALARINDAN BAZILARI 

- Kavuk

- Ya Tutarsa

- Sakal

- Bahşiş

- İpe Un Sermek

- Hırsızın Hiç mi Suçu yok 

- Parayı Veren Düdüğü Çalar

- Ye Kürküm Ye

- Eşek

- Kim daha büyük

- Taşınma 

- İnanmazsanız ölçün

- Kazan doğurdu

- Tartı, Kedi

Bu fıkralardan birini şimdi yazıp, beraber okuyalım.

Akşehir
Nasrettin Hoca Akşehir

KAZAN DOĞURDU

   Hoca'nın hanımı bir gün, büyük bir kazana ihtiyaç duyar. Ama evlerinde uygun bir kazan bulamaz. 

   Hanımı Hoca'ya;

- Efendi, git de komşudan kazan isteyiver, der. Hoca komşunun kapısını çalar. Kapı açılınca Hoca ezile büzüle:

- Komşum, şey, şu sizin kazanı bize ödünç verebilir misiniz ? Hanım bulgur kaynatacak da, der. Meğer hocanın komşusu cimrinin birisiymiş.

- Veririm Hocam, veririm. Ama işi bitince hemen getir, diye Hoca'yı sıkı sıkı tembihler. 

   Hoca bu sözden çok incinir ama hiç belli etmez. Hoca'nın hanımı işi bitince Hoca'ya kazanı verir:

- Tamam bey, kazanın işi bitti, geri götürebilirsin, der.

   Hoca kazanın içine bir tencere koyarak komşusunun evine gider. Komşusu kazanın içindeki tencereyi görünce merakla sorar:

- Hayrola Hocam ! Bu tencere de ne böyle ?

- Hiiç! Senin kazan doğurdu da, diye cevap verir Hoca. 

   Bu sözleri duyan cimri komşunun sevinçten gözleri parlar. Tencereyi de kazanı da alır, teşekkür bile etmez.

   Aradan epey bir zaman geçer. Hoca tekrar kazana ihtiyaç duyar. Komşusuna gidip kazanı ister. Komşusu, ''Galiba bizim kazan tekrar doğuracak'' diyerek sevinerek hemen kazanı Hoca'ya verir. Aradan günler, haftalar geçer ama Hoca kazanı geri götürmez. Açıkgöz komşusu kaygılanır. 

'' Umarım kazana bir şey olmamıştır'' diye düşünür. Gider, Hoca'nın kapısını çalar.

- Hocam, hani şu benden aldığın kazan var ya...Onu geri alabilir miyim ? diye sorar.

   Hoca üzgün üzgün bakar.

-Ah komşum ah! Üzülmeyesin diye gelip söylemedim. Başın sağolsun, senin kazan öldü, der.

   Komşusu öfke ve şaşkınlıkla sorar:

- Aman Hocam! Güldürme beni, kazan hiç ölür müymüş ? Hoca komşusuna gülümseyerek bakar ve şu cevabı verir:

-A benim akıllı komşum! Kazanın doğduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun ?

Kazan Doğurdu
Kazan Doğurdu

   Böyle bilge bir insan olan Nasreddin Hoca, yaptıkları ile zamanında çevresine örnek olmuştur. Onun keskin zekası herkesi şaşkına çevirmiştir. Bir anda verdiği kıvrak cevaplar, dikkatleri üzerine çekmiştir. Hiç bir konuşmasında aşağılayıcı ve argo sözler yoktur. Böyle bir öğretmeni bugünün gençleri örnek alırsa, gelecekte ufukları daha parlak olur. Herkesin Nasreddin Hoca gibi kişisel özelliklere sahip olmasını diler, başka bir yazıda daha görüşmek üzere herkese Saygılar sunarız...



Kaynaklar; http//eskisehirktbgovtr, wwwaksehirgovtr, wwwkonyakulturgovtr

28 Aralık 2021 Salı

Yeni Yıl

   Ömrümüzden 1 senemiz daha bitti ve yeni bir yıl geldi, yani yılın başı. Bu yılın başları 2 çeşittir. Biri miladi, diğeri ise hicridir. Biz bu yazımız da miladi takvimi kullanan ülkelerdeki yılbaşından biraz bahsedeceğiz.

   1 yıl 12 aydan oluşmaktadır. Ocak ile başlayıp, aralık ile biter. Aralık ayı geldi mi, kış mevsimi gelmiş demektir. Bir taraftan soğuklar, bir taraftan ise lapa lapa yağan bembeyaz karlar... Yılın son ayı olan aralık gelince ömrümüzden 1 yıl daha geçmiş olmaktadır. Yani her aralık ayının sonuna gelince 1 yaş daha yaşlanmaktayız. 

Yeni yıl
Yeni yıl

   Hiç fark ediyor musunuz, yıllar nasılda kolay geçiyor. Bir bakıyorsunuz bir bebek bir anda küçük bir çocuk oluyor, sonra ilkokula gidiyor, sonra orta ve liseye. Daha sonra üniversiteye, sonra evleniyor...ve...bir bakıyorsunuz ki yaşlanmış oluyor. Hayat çok kısadır, önemli olan bu hayatta mutlu ve huzurlu olmaktır. Burada mutluluk derken sadece maddi mutluluktan bahsetmiyoruz. En önemli mutluluk, manevi olandır. Yani bu dünyada manevi olarak neler yaparsak, öbür tarafa giderken onları yanımızda götüreceğiz. Ama maddi olarak kazandıklarımızı öbür tarafa götüremeyeceğiz, onları burada bırakacağız. O yüzden her 2 âlem içinde çalışarak, mutlu olmalıyız.

Bir Hadis-i Şerif'te şöyle buyuruluyor:

- ''Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışın''

   Hadisten de anlaşılacağı gibi hem dünya için, hem de âhiret için çok çalışmalıyız. Dünyaya dalıp, ahireti asla unutmamalıyız. Çünkü bu dünyada ne kadar misafir olduğumuzu bilemiyoruz, bunu sadece Allah C.C. bilir.

   Her zaman her şeyin hayırlısını dualarımızda Allah'tan isteyelim. Bazen çok para kazanacağız diye hayırsız işlere yönelebiliriz, orada durup düşünelim hemen. Çünkü Kanuni Sultan Süleyman'a kalmayan dünya, bize mi kalacak ? Eninde sonunda bizimde gideceğimiz yer, sadece 2 m2 toprak alandır.

   İster 1 eviniz olsun, isterse 1000 tane eviniz. Sonunda hepsini burada bırakıp gideceğiz. O yüzden ömrümüzü hayırlı işlerle meşgul edelim. Biz çalışalım, rızkı veren Allah'tır, gerisi Allah Kerim'dir. Dünyada kalbimizi maddi duygularla soğutmayalım, çünkü maneviyat olmayınca, bir anlamı olmuyor hayatta yaşamanın. Adeta ruhsuz bir robot gibi dolanır dururuz, dünyada.

   Ayrıca hayatta huzurlu yaşamak istiyorsak, bol bol Allah'a şükretmeliyiz. Allah bizi yiyip içmek için dünyaya göndermedi. Allah C.C bizleri kendisine, ibadet yapmamız için gönderdi. O yüzden hâlimize her zaman şükretmeliyiz. Şükürsüz bir hayat, boşuna geçmiş demektir. Ayrıca şükretmezsek bize verilen nimetlerde elimizden alınabilir, o zaman sıkıntılara gireriz ve nimetlerin kıymetini kaybedince anlamış oluruz.

   Bazen çevremizde insanlar görüyoruz lüks evi ve arabası var ama açım diyor. Evet açlar ama şükürsüzlüğe açlar. Dönüp şöyle bir etraflarına baksalar, gerçekten aç insanları görseler, o zaman hallerine 1000 kere şükrederler. Ama göz görmek istemeyince, gerisi nafile kalıyor. Şunu asla unutmayalım, bu dünya ve hayat bizlere, büyük bir sınavdır. Kimi çok parayla, kimi hastalıkla, kimi parasızlıkla, kimi de başka yollarla imtihan altındadır. Önemli olan hepimizin bu büyük sınavlardan yüksek puanlar alarak, öbür âleme gitmesidir. Yüksek puanlar almak bir yandan kolay, diğer yandan istemeyenlere zordur. Hepinizin hayırlı puanlar almanızı dileriz.

   Cümleten herkese iyi amellerinizin olacağı sağlıklı, mutlu ve huzurlu seneler dileriz. Ömrünüzün kalan kısmının, bugüne kadarki kısmından, daha hayırlı olması dileklerimizi sunarız. Bir başka yazımız da görüşmek dileğiyle, herkese Saygılar...



Kaynak: wwwdiyanetgovtr

26 Aralık 2021 Pazar

Köpekler için Önerilerimiz

   4 yaşındaki çocuğa pitbull köpeği saldırdı haberlerini medyada görmeyenimiz kalmamıştır. Bizler videoyu görünce fazla bakıp izleyemedik, çocuğun o anki durumun vahametini siz düşünün. Bu tip köpekler ile ilgili kanun var, önce kanuna bir bakalım, sonra yazımıza devam edelim.

(14 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete,  Sayı: 31541)

Kanun No: 7332

MADDE 15 - 5199 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. 

''GEÇİCİ MADDE 3 - 14 üncü maddenin birinci fıkrasının (1) bendi uyarınca, tehlike arz eden hayvanların belirlenmesine ilişkin Bakanlıkça yapılacak düzenleme yürürlüğe konuluncaya kadar; Pitbull, Terrier, Japanese Tosa, Dogo Argentino, Fila Brasilerio türlerini veya bunların melezlerini üreten, sahiplenen, sahiplendiren, barındıran, besleyen, takas eden, sergileyen, hediye eden ve bunların ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapana hayvan başına 11.000 Türk Lirası para cezası verilir. Bu hayvanlara el konulur ve bu hayvanlar belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülür. 

   Ayrıca kanunda bazı noktalarda vardır, kısaca şöyledir. Bu yasa girmeden önce sahiplenenler hayvanlarını kısırlaştırıp buna dair belgeyi Bakanlığa başvurup veri tabanına kayıt ettirenler hayvanlarını şu şartların dışında (kayıt belgesiz, ağızlıksız ve tasmasız) dolaştıramazlar. Halkın yoğun olarak bulunduğu yerler ile çocuk oyun alanları ve parklarına sokulamaz. Buna aykırı hareket edenlere 11.000 Türk Lirası idari para cezası verilir. 

Köpek Sorunları
Köpek Pitbull

   Evet kanunun kısa özetini de okudunuz. Bu hayvanların beslenmesi yasaktır, kanun çıkana kadar sahiplenenler hariç. Ama son olay gösterdi ki, bu hayvanları binalarda, sitelerde bulundurmak çok tehlikeli. Bazıları o kadar da tehlikelimi diye sorabilir. Bu köpeklere yanlış yetiştirme yöntem eğitimleri verilirse, güçlü yapıları ile çok saldırgan hâle gelebilir. 4 yaşındaki çocuğun olayında bunu bizzat gördük. Savunmasız halde birini yakaladıklarında 30-40 saniyede, insana dehşeti yaşatabilirler. Mesela bir pitbull cins köpeğin ufak bir arabayı çekebilecek kadar gücü olduğunu biliyor muydunuz ?

   Şimdi bizler bu konuda neler yapılabilir diye düşünüp, önerilerimizi yazmak istedik.

ÖNERİLERİMİZ:

- Bu yasa tekrar gözden geçirilip, toplum içinde tamamen yasaklanmalı

- Önceden sahiplenen kişiler bu tarz köpekleri, toplumdan tamamen uzak yerlerde özel mülkiyetleri varsa ve insanların olduğu yerlere çıkarmamak şartıyla ve onlara ömürlerinin sonuna kadar iyi bakacaklarsa, orada bakabilirler

- Eğer özel mülkiyetleri yoksa, hepsini belediyelere verip, oradaki hayvan bakımevlerinde ömürlerinin sonlarına kadar bakılmalıdır. Bu gönüllülük esasına göre değil, zorunlu olarak yapılmalıdır.

- Kesinlikle binalarda, sitelerde saklanmamalı

- Bu konuda site yöneticileri ve bina yöneticileri saklayanları uyarıp, hayvanları belediyeye teslim etmesini söylemeli

- Eğer teslim etmiyorsa gerekli yerlere hemen bildirmeli ve gerekenler yapılmalı

- Eğer bu yöneticiler bilerek bunları bildirmiyorsa, yöneticiler bunlardan sorumlu olmalı

- Bu maddelere rağmen hâlâ gizliden besleyenler olursa maddi cezalar büyük oranda artırılıp, köpeğin birine zarar vermesi durumunda ise hapis cezası da yasaya eklenmelidir

- Bunun dışında yollarda gezen başıboş köpeklerde toplanıp, belediyelerin hayvan bakımevlerinde iyi bakılmalı. Çünkü bazen zayıf görünen 1 köpek bir şey yapmayabilir ama 5-6 köpek bir araya gelip, birbirlerinden destek alıp, hırçınlaşabilirler. Böyle bir sokakta çocuğunuz tek başına nasıl okula gitsin, bir düşünün ?

Köpek
Köpekler

   Şunu unutmayalım bugün bu 4 yaşındaki çocuğun başına gelenler, yarın sizlerin çocuğunun başına da gelebilir. Sadece çocuklar değil yolda gezen büyüklerimize de (dedeler, nineler) saldırabilirler o zaman neler olur, hiç düşündünüz mü ? Bunların olmaması için acilen bu kanun üzerinde gereken değişiklikler yapılmalı, yoksa daha çok canlar yanabilir. 

   Çocuklarımız bizler için önemlidir, ayrıca şunu da unutmamak lazım. Küçük yaşlarda bu travmaları yaşayan çocuklar, uzun yıllar unutamaz. Onlara bu korkuyu yaşatmamak için, gerekenler neyse el birliği ile yapmalıyız.

   Ayrıca önemli bir bilgide yazalım sizlere, eğer saldırgan bir köpekle baş başa kalırsanız onun dikkatini dağıtmaya çalışın, el kol hareketleri ile. Asla korkmayın, çünkü korku anında salınan hormondan sizin korktuğunuzu köpekler anlayabiliyorlar. 

   Birde pitbull tarzı köpekler eğer birine saldırıp, diş geçirmeye başlamışsa kolay bırakmak istemez, o yüzden köpeğin arka ayaklarının birini kaldırarak dengesini bozabilirsiniz, böylece dişlerini geri çekebilir, aklınızda olsun. İnşaAllah hiç lazım olmaz ama lazım olursa diye aklımızda tutarsak, iyi olur.

   Başka bir yazımızda görüşmek üzere herkese Saygılar...



Kaynaklar; wwwresmigazetegovtr, wwwgooglecom 

Depremle Birlikte Yaşamak