19 Ocak 2021 Salı

Aşı Profesörlüğünden Tarım Uzmanlığına

   Merhaba değerli okuyucularımız, gündem o kadar hızlı ilerliyor ki hayatı hızlandırıyor. Bundan sonra diğer işlerimizden zaman kalırsa 2-3 günde bir, kısa köşe yazıları yazacağız. Belki de ileride günlük yazacağız, planlarımıza aldık şimdiden.

   Bugün gördüğümüz bir konu üzerinde kendi analizlerimizi yazacağız. Konunun baş aktörü, bilgisayar uzmanı, sonra aşı profesörü olan Bill Gates. Diyeceksiniz yine ne yapmış ? Son yıllarda Amerika'nın değişik eyaletlerinde yaklaşık çeyrek milyon dönüm arazi satın almış. Eee bunun neresi ilginç diyebilirsiniz adamın parası var istediğini alır, istediğini satar.

Arazi
Arazi Bill Gates


   Yatırımcı gözüyle bakarsanız, dediğiniz doğru. Ama 66 yaşında olan Bill Gates'in bağlantılarını yazdığımız önceki yazımız bilinirse, bunun normal bir yatırım olmadığını iyi anlarsınız. Ayrıca yıllarını bilgisayar üzerine veren bir kişinin bir anda aşı, sonra tarım üzerine bir şeyler yapması çok düşündürücü. Normalde emekli olan insanlar, dinlenir, yaptığı işlerle ilgili gençlere tavsiye verici konferanslar yapar. Ama Bill Gates eski işiyle alakalı bir şey yapmıyor, tam tersi insan sağlığını ilgilendirecek işlere giriyor. Zaten kendisinin çok sözü var, sağlıkla alakalı, diğer yazımız da anlattık hepsini. O zaman Bill Gates neler düşünüyor diye sorular soracağınızı bildiğimiz için, derinlemesine düşündük. Kendimizi onun yerine koyarak, biraz empati yaptık. Gıda ve su insanların yaşaması için gerekli olan en önemli 2 vazgeçilmezdir. Eğer niyetleri iyi değil ise, bizlere göre şunları planlamış olabilirler. Sırasıyla bizler yazalım, sonra yazdığımız her adım doğru çıkarsa, sonraki adımların neler olacağını şimdiden öğrenmiş olursunuz. Bizden düşünüp yazması, gerisi sizlerin kararı.

BİLL GATES ve ARKASINDAKİ DERİN GÜÇLER NELER PLANLIYOR OLABİLİRLER ?

- Önce ürünler üretip, çokca reklam edecekler

- Sonra belli bir reklama ulaştıktan sonra, daha çok kitleye ulaşmak isteyecekler

- Daha çok kitleye sağlam şekilde ulaşmanın yolu, paketli ürünlerdir. Buna iyi yatırım yapacaklar

- Bu altyapıları yaptıktan sonra, daha fazla randıman almak için Gdo'lu ürünlere yönelecekler

- Büyük planın asıl kısmı, bundan sonra başlayacak

- Dünya'da herkese bu gdo'lu ürünleri satmak için, diğer normal yediğimiz doğal gıdaların bir şekilde pasifize edilmesi gerekecektir. Bunun için domates, patates, soğan, fasulye vs.. kısaca ne varsa bunlarla ilgili spekülatif haberler, karalama kampanyaları yapacaklar

- Mesela bu sebze ve meyveler insanlara, değişik hastalıklar yapıyor, yani göz korkutma senaryoları yapacaklar.

- Bunda ne kadar başarılı olurlarsa eğer, o kadar kişiye ürünleri ulaşacak

- Bunların nakliyesi kısa zamanda olması için kendi nakliye taşıma firmalarını kuracaklar. Ürünler elit kesime hitap edecekse belki de, hava kargo firması kuracaklar

- Sonra bu gdo lu ürünlerle insanlar değişik hastalıklara yakalanabilir. Yani sağlıksız yetişen bir nesil olacak.

- Kimileri ölür, kimileri ise hastalanıp, ilaçlar almaya başlar. Zaten ilaç sektörünün çoğu, bunun arkasındaki derin güçlerin elinde. Yani bir taşla 2 kuş misali

   Bu yazdıklarımızı planlamış olabilirler mi ? Bizce daha fazlasını da planlamış olabilirler. Bunun haricinde şu an yapay et üretip, Singapur'dan ilk onayı bile aldılar. Tahminen 5-8 sene içinde bu yapay ette dünyada artabilir. Bizce sağlıklı olamaz, çünkü adı üstünde doğal değil, yapay. 

   Ayrıca bunun çok tehlikeli bir söyleyişi iler ki yıllarda karşımıza bir duvar gibi çıkacak. Nasıl mı ? İleride bazıları diyecekler ki, Kurban Bayramı'nda hayvan kesmeyin, amacınız et dağıtmaksa, buyrun yapay etlerimiz var. Bu yapay etlere daha çevreci gibi süslü laflar da ekleyip, bizleri ibadetlerden uzaklaştırmaya çalışacaklardır. Yani bir bakıma vâcip olan Kurban Kesmeyi başka türlü söylemlerle söyleyip, bizleri Kurban kesmemek için iknaya uğraşacaklardır. Şimdiden uyanık olalım. Hayat doğaldır, yapaylarla aklımızı karıştırmalarına izin vermeyelim.

   Eğer şu anki korona virüste yapay ise, üst akıl bazı kazanımlar elde etti bile. En basitinden bizleri ''Manevi Değerlerimizden'' Uzaklaştırdılar. Neleri mi ?

- Büyüklerin Elleri Öpülmüyor

- Camilerde insanlarımız musafaha yapamıyor

- Yollarda insanlar birbirleriyle tokalaşmıyor, samimiyet azalıyor

- Hacca gidilmedi

   Bu yüzden bizler hem kontrollü, hemde çok uyanık olmalıyız. Üst akıl hiç bir zaman uyumaz, bunu unutursak, bizleri daha çok oyuna getirirler ömür boyu. 

   Yazımızın sonuna geldik. Herkesin öğrenmesi için paylaşabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle, herkese Saygılar



   Kaynaklar: wwwgooglecom resim 




13 Ocak 2021 Çarşamba

Darbelerin Türkiye'ye Kaybettirdiği Trilyonlar

   62 yıl önce yani 1959 yılında Türk Dil Kurumu Sözlüğü'ne fiili anlamı ile giren bir kelime, Darbe ! Teknik olarak ne anlama geliyor önce ona bakalım, sonra derin analizlerimizi yazmaya başlarız.

   Türk Dil Kurumu'nun 2011 yılında yayınladığı sözlükteki anlamı aynen şudur; Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.

Darbe
Darbelerin Kaybettirdikleri

   Şimdi kendi kendinize  diyebilirsiniz bu haftaki konuyu niçin darbe seçtiniz ? Bizce bu konu çok irdelenmeli, herşey açığa çıkmalı. Böylece bugüne kadar şikayet ettiğimiz başka konuların ana sebeplerinden birinin, darbeler veya benzer anlamı ifade eden muhtıra, ayaklanma, girişimler olduğunu daha iyi anlarız. 

   Öncelikle darbeler  ile Ülkemiz yıllar boyunca neler kaybetti, onlardan bazılarını sırasıyla yazalım. Daha sonra ise analizlerimize devam edelim. Yazacaklarımız 61 yılın genel toplamlarıdır.

   61 YILDA KAYBETTİKLERİMİZ:

- 1944 yılında Nuri Demirağ ilk uçağımızı İstanbul'dan Ankara'ya uçurdu. Ama sonraları bir şekilde engellenip rafa kaldırıldı. Sonra neler mi oldu, bol bol yolcu ve savaş uçakları alındı yıllar boyunca. Bu uçaklara ödenen para ve yapamadığımız ihracat kayıplarının toplamı 1,5 trilyon doları geçmiştir.

Nuri Demirağ
Nuri Demirağ


- Ülkemizin yerli ve milli silah sanayimizin temellerini atan Nuri Killigil Paşa fabrika kurarak top, havan, uçak bombaları imal etmeye başlayarak ülkemizin savunmasına katkılar sağlamaya başlamıştır. Ama 1949'da yaşanan patlama da (sabotaj ihtimali çok çok yüksek) Nuri Killigil Paşa işletmeye girmiş, ama sonra kendisinden haber alınamamış ! Dolayısı ile fabrika kapanıyor. Bundan sonra neler mi oldu, tabi ki yurt dışından ithalatlar. Peki bunların bugüne kadar ki ülkemize maliyeti ve yapamadığımız ihracat kayıplarının toplamı sizce ne kadardır ? Yaklaşık 1 trilyon dolar

Nuri Killigil Paşa
Nuri Killigil Paşa


- 1961 de yapılan Devrim Arabası çeşitli sebeplerle rafa kaldırılıyor. Sonra ne mi oluyor. Tabi ki ithalat, ithalat, baya bir ithalat. Yaklaşık 60 yılda ödenen para ve yapamadığımız ihracat kayıplarının toplamı 1,5 trilyon doları geçmiştir.

Devrim Araba
Devrim Araba


- Sağlık alanında gerek alet, gerekse ilaçlara ödenen paralar, yapamadığımız ihracat kayıpları ile beraber toplam yaklaşık 1 trilyon dolar.

- Petrol, doğalgaz ve türevleri olan hammaddeler için ödediğimiz paraların toplamı ve yapamadığımız ihracat kayıpları ile beraber toplam para yaklaşık 2,5 trilyon dolar

- Teknolojik aletler bilgisayar, telefon, beyaz eşya vs. için ödediğimiz paraların toplamı ve yapamadığımız ihracat kayıpları yaklaşık 0,5 trilyon dolar

   Daha başka ürünleri de ince detaylarına kadar incelersek darbelerin ülkemize verdiği ithalat zararı ve  yapamadığımız ihracat rakamlarının toplamı, 61 yıl için yaklaşık, 9 ile 12 trilyon dolar arasıdır. Rakamı duyunca çoğunuz şok oldunuz, çünkü darbeler ile ülkemizin ilerlemesi engellendi. Eğer darbeler olmayıp, günümüzdeki gibi büyümeye 61 yıl önce başlasaydık, ülkemiz bugün çok farklı konumda olurdu Dünya'da. Burda ki toplam rakama 10 trilyon dolar dersek, rakamın büyüklüğünü anlamak için şu örneği verebiliriz ayrıca. Toplam 8.000 kişinin çalıştığı bir tekstil fabrikasının yıllık cirosu 1 milyar dolardır. Yani 10.000 katı, bu örnekle konu daha iyi anlaşılmıştır.

Darbelerin
Darbelerin Kaybettirdikleri


   Sonuç olarak darbeler ile ülkemize ve bizlere neler yapıldı. Bunları maddeler halinde yazalım:

- Bizleri habire hazırcılığa alıştırıp, ellerimizdeki paraları aldılar

- Üretimden bizi uzaklaştırıp, ithalatımız arttı, işsizlik arttı, ihracatımız azaldı

- İthalatın artıp, ihracatın azalmasından dolayı cari açık arttı, enflasyon arttı. 

ithalat
2019 ithalat ilk 20 kalem listesi


   Peki bu durumlar ülkemizde nelere sebep oldu ? Tabi ki ekonomik krizlere, piyasa dalgalanmalarına, faizlerin yükselmesine. Çünkü bir ülkenin büyümesi, o ülkenin yaptığı ihracatla doğru orantılıdır. İhracatınız ne kadar artarsa, Gayrisafi Millî Hasıla'nızda (Gsmh) artar demektir. Peki bazıları ne yaptı bu kriz zamanları. Hemen hazıra konmak için Imf'e başvurdu. Bizim bu kurumla ilk tanışmamız ise hemen darbe sonrası yani 1961'de oldu. Bu yılda  Imf'nin kapısı çalınarak, kredi alınmaya başlandı. 

   Imf borç verirken, devletlere bir çok emirler de veriyordu. Kısaca borç alan, emir alır sözü oldu. Yani Imf size borç verir gibi yapıyor ama devletleri emri altına alıyordu. Şükür ki bu imf defterini 2013 yılında Devletimiz kapattı. Bu imf'den dolayı ödenen milyarlarca sdr para var. Bunlar milletten alınan vergilerle ödendi. 

   Darbeleri anlatırken önemli bir konuya da değinelim. Dünya'daki küreselciler yıllarca büyüdüler. Neden mi, çünkü her sektörde en büyük durumdalar. Dolayısı ile ne iş olursa olsun, büyük paralar bunların kontrolünde olmaktadır. Buda onlara güç katmaktadır. Güç ise onlara hırs ve ölümsüzlük duygusu vermektedir. Böylece tüm dünyayı kontrol edecekmiş gibi davranıyorlar. Peki bizler neler yapmalıyız bunlara karşı. Her ülke üretebildiği kadar her türlü ürünleri kendileri üretirse, bu küreselcilere gidecek paraların muslukları sıkılmış olur. Musluklar sıkılınca önce para , sonra güç, sonra da hırslarını kaybedecekler. Böylece dünya rahat bir nefes almaya başlayacaktır. Yoksa küreselciler asıl amaçlarına ulaşmak için hiç boş durmayacaklar. Oda robotik insanlardan oluşan ve kontrol altında tutulan bir Dünya ! Bu ne demek oluyor diyebilirsiniz. En basitinden bir örnek vereyim. Herhangi bir ülkede seçim olacağını düşünelim. Bu küreselciler kimin seçilmesini istiyorsa, bir şekilde robotik insanlara emir verecek (hipnoz gibi). Böylece seçimde istedikleri aday, seçimi kazanacak. Kazandıktan sonra da o ülke onların kontrolüne otomatikman girmiş olacak. Bunlar olmaz olmaz demeyin, büyük amaçların da buna benzer çok planlar var.

   Ayrıca son 40 gün içinde bazıları şu konuşmaları yaptı. Önce bu konuşmaları yazalım, konuşmaların normal mi, anormal mi olduğuna sizler karar verin. Daha sonra ise yazımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

- Bu son bütçe oylamanız olacak, 2020 bütçesi için denildi

- Erken seçim olmalı

- Bugünün koşullarında darbe yapabilecek kabiliyet yok

- Zamanında Adnan Menderes seçime gitseydi, darbe olmazdı 

   Biraz oturup düşündüğümüz de seçimlere 2.5 sene varken, birilerinin bunları demesini eğer  normal bir durum olarak algılarsak, hata yapmış oluruz. Çünkü 15 temmuzdan önceki son 6 ayda bu tarza benzer, konuşmalar olmuştu. Sonra ise 15 temmuz darbe girişimi ! O yüzden Dünya'da ülkemizin değeri her geçen gün artarken, bir taraftan da üst akıl sessizce hamleler planlıyor. Bundan dolayı bizler her zaman çok uyanık olmalıyız. Niçin uyanık olmalıyız, çünkü üst akılın planlarına karşı engel olarak gördükleri Dünya'da 7-8 ülke var. Eğer üst akıl bu ülkeleri dize getirirse, tüm Dünya kontrol altına kolayca gelecektir. Bu ülkelerden 4 tanesi Türkiye, Pakistan, Katar ve Azerbaycan'dır. 

   3 gün önce Pakistan'ın çoğu yerinde elektrikler kesildi. Benzer durum hatırlarsanız 15 temmuz'dan 3-4 ay önce bizim ülkemizde de olmuştu. Yani burdan şu sonuç çıkabilir, birileri Pakistan'da darbe benzeri bir şeyler planlıyor olabilir. Niçin Pakistan'da bunu yapmak istiyor olabilirler. Eğer Pakistan'ı güçsüz duruma düşürürlerse, Türkiye'nin bir kolunu zayıflatmış olacaklar. 

   Türkiye ve Pakistan her zaman birbirlerine kardeş gibidir. Kardeşlerden birinin zayıf olması, diğerine de zarar verir. O yüzden kendimiz için değil, tüm dünyadaki Müslüman kardeşlerimiz için, bizlerin çok uyanık olması lazım. Allah dünyayı bizlere yiyin, için, eğlenin diye yaratmadı. Bizler burada bir sınavdayız. Bu sınav hayatında başarılı olmak için, tüm dünyadaki müslüman kardeşlerimize sahip çıkmalıyız. Onları yalnız bırakırsak, bizleri bir gün parçalara ayırırlar. Unutmayalım ki bir elin nesi var, iki elin sesi var

Türkiye
Türkiye Pakistan Bayraklar

   ÜST AKILIN PLANLARI ve ZAMANLAMASI

   Bu kadar anlatımlarımıza göre hepinizin aklında şu soru oluşmuştur. Acaba birileri neler yapmak istiyorlar, üst akılla beraber? Yapmak istedikleri şeyler tek başlarına cesaret edecek durumlar değildir. Kendimizi onların yerine koyalım ve biraz empati yapalım. Acaba bunlar neler yapmayı düşünüyorlar. Bizler gerek ulusal, gerekse de uluslar arası olaylara bakarak, şu 3 seçeneği yapabilecekleri kanaatine vardık. Bu 3 seçeneği şimdi yazacağız, eğer bizler bunları iyi analiz edersek, onlardan her zaman bir adım önde oluruz. Seçenekler sırasıyla şöyledir;

1) İç karışıklık yapacak, sokak hareketleri 

2) Darbe girişimi yapmak

3) Devlet büyüklerine suikast planları

   Bu seçeneklerle beraber şu soruyu da beraber işleyelim. Acaba küresel güçler ve üst akıl bunlardan birini yapmayı düşünüyorsa, bunun tahmini bir zamanlaması var mı, varsa o zaman aralığı nedir ?

   Eğer yurt dışı bağlantılı üst akıl, ülkemizde iç karışıklık veya darbe türü bir durumu aklından geçiriyorsa, burada şuna dikkat etmeliyiz. Önümüzdeki aylarda ülkemizde önemli neler olacak. Eğer bunu iyi analiz edersek, onların yapacağı hamleleri de önceden görmüş oluruz. 

   Önümüzdeki aylarda duran en önemli konu şu an için HSK üye seçimleridir. Çünkü Hsk demek, tüm hakim ve savcıların atamasını yapan kurum demektir. O zaman Mayıs'ta Hsk üyeliklerinin Meclis'te seçimi olacaktır. Bu bilgiler ışığında bu seçimden 30 ila 45 öncesi zaman çok önemlidir. Yani Nisan ayı ! Bu aya çok iyi dikkat edilmelidir. Birileri darbe yapamayacağını iyi biliyor artık, ama darbe yapamazlarsa bile girişimde bulunabilirler. Amaç ülkeyi demoralize etmek olacaktır.. Eğer böyle bir darbe girişimine kalkışırlarsa, üst akıl bu sefer farklı 4-5 tane örgütleri, bir araya toplayabilir. Buna karşı çok dikkatli olmalıyız.

   Darbe yapamayacaklarını bilen üst akılın asıl amacı,  karışıklık çıkartmak olacaktır. Böylece ülkeyi 3-5 senede olsa yerinde saydırmak istiyorlar. Vatanımız da iç karışıklık isteyenlerin en büyük hayallerinden biride, ne tesadüftür ki 2013 yılında kapattığımız Imf defterinin, borç krediler alarak tekrar açılmasını sağlamaktır. Teknoloji o kadar gelişiyor ki, ülkemizin 3-5 sene yerinde sayması demek, eskinin 20 yılına bedel demektir, yani 20 yıl geride kalsın istemektedirler. 

Türkiye
Türkiye


   Böyle iç karışıklık gibi bir durum yapılmaya çalışılırsa eğer, küreselciler büyük iletişim araçlarını hemen kapatabilir veya bazı önemli Devlet Büyükleri'ne bloklamalar yapabilirler. En son Amerika Başkanı Trump'un tüm sosyal hesaplarına bloke koydular ! Demek ki istedikleri an yapabiliyorlarmış. Ayrıca seçim olmadan önce de Trump'un bazı yazılarına bloklamalar yapıp, anketlerde ise manipülasyonlar yaptılar. Bu da demek oluyor ki bunların basın özgürlüğü, sadece lafta, sadece işlerine gelince var, gelmeyince hepsi birden rafa kaldırılıyor.

   Amerika'da bu kadar yapılan manipülasyon ve sosyal medya kısıtlamalarının benzerlerini ülkemizdeki 2023 seçimlerinde, üst akıl % 99 yapacaktır. Şimdiden bunlara çok iyi hazırlıklı olmalıyız.

   Devlet büyüklerine suikast planları olabilir mi, bu her zaman olabilecek bir ihtimaldir. Bu yüzden korumalar öncesine göre, her zamankinden daha dikkatli olmalıdır. Rus Büyükelçi Karlov suikastı, hiç bir zaman unutulmamalıdır. Dolayısı ile Devletlerin arasını açmak isteyenler, bu tarz taktikleri her zaman yapabilir. Özellikle başka ülke ziyaretlerinde dikkatli olunmalı veya keskin nişancı gibi durumlara. Ayrıca halkın içinde gezerken ikram edilen yiyeceklere fazladan dikkat edilmeli. Çünkü düşman sizin en samimi duygularınızı, sizden daha iyi bilir. O yüzden sizi en zayıf olduğunuz anda, samimi duygularınızdan vurmaya çalışabilir. Bu durumu korumalar bizden daha iyi bilir ama biz yine de yazalım.

   Bu yazılanların toplamında herkese düşen bazı görevler vardır, özellikle gençlerimize. Bunları sırasıyla yazalım.

   BİZLERE DÜŞEN GÖREVLER

- Dünya'yı iyi takip etmeliyiz. Nerede neler oluyor, bunun yansıması Ülkemize nasıl olabilir ?

- Dünya'daki olayları iyi analiz etmeliyiz. Yani neden-sonuç durumlarını iyi çözersek, Ülkemizde olabilecek durumları kolayca bulabiliriz

- Yerel, ve Ulusal gelişmeleri takip edip, neyin yalan, neyin doğru haber olduğunu iyi gözlemleyip, ülkemiz üzerinde emelleri olanların YALAN HABERLERDEN ! oluşan algı operasyonlarına yenik düşmemeliyiz.

- İletişim ve Elektriklere dikkat. Darbe veya karışıklık anlarında ilk olarak bunların irtibatını kesmeye çalışırlar. O yüzden böyle bir durum olursa, çevremizdeki enerji merkezlerinin etrafını koruma altına almalıyız. Bunun yanında yabancı menşeili iletişim proğramların yanında, mutlaka Türk menşeili proğramlar da telefonlarınızda kurulu olsun. Acil bir durumda, yabancı kaynaklar iletişim araçlarını kullanıma kapatabilir, bu yüzden bizler yerli kaynaklarla kontaklar kurabiliriz.

- Küreselcilerin en büyük özellliği çoğu zaman farkında olmadan, bizleri testlerin içine katabilirler. Bunlara karşı uyanık olmalıyız. Mesela 19 milyar dolar para ödenerek satın alınan Whatsapp'ın son aldığı kararın arkasında ne var ? Bunu biraz detaylı analiz yaptığımız da vardığımız sonuç şudur: 

   Bu kadar para ödenen bir yatırımda normalde böyle bir karar alınmaz, resmen ayağına kurşun sıkmak gibi bir durumdur. Eğer alınıyorsa burada % 99 bir DENEME TEST KONTROLÜ vardır demektir. Yani küreselcilerin asıl amacı olan robotik insanlık için, bizce bir test yaptılar. İnsanlar ne kadar bizim dediklerimize uyacak, ne kadarı uymayacak. Böylece robotik insanlığa yavaş yavaş geçmeyi planlamaya başladılar. Ama hiçte ummadıkları tepkiyle karşılaştılar. Biz böyle birlik olursak, Dünya'da küreselciler fazla adım atamaz, bunu unutmayalım.

Türkiye
Türkiye


   Evet sayın değerli okurlarımız, yazdıklarımızdan sonra 5 harfli bir kelime olan DARBENİN aslında özgül ağırlığının ne kadar büyük olduğunu daha iyi anladınız. Çoğu zaman şikayet ettiğimiz durumların asıl kaynağını gördünüz. Eğer 61 yıl içinde hiç darbeler, muhtıralar olmasa idi, ülkemiz her yönden şu andakinden 2 kat iyi yerde olacaktı. Bu yüzden geçmiş tarihimizi iyi araştırıp, günümüzün teknolojini de iyi kullanarak, geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyelim. Ve şunu da asla unutmayalım, düşmanlar asla uyumaz, uyur derseniz, bir gün farkında olmadan kuyumuzu kazarlar. Bu yüzden her zaman çok çalışmalıyız, Ülkemizi büyütmeliyiz. Onların ''üst akıllarına'' karşı bizim ''YERLİ ve MİLLİ AKLIMIZ'' her zaman üstün gelmeli. Buda siz gençlerin, hem maddi , hemde manevi çalışma azimlerinize bağlıdır. Birlikte BÜYÜK TÜRKİYE için çalışmaya...

   Yazımızı sonlandırmadan önce, bu analizimizi herkesin okuması için tüm tanıdıklarınıza paylaşabilirsiniz. Unutmayalım ki birlikten, kuvvet doğar.

   Bir sonraki yazımızda tekrar görüşmek üzere, herkese Saygılar


Kaynaklar; wwwtdkgovtr, wwwaacomtr, wwwticaretgovtr, wwwtrthabercom, https://trcooltextcom, wwwgooglecom, 

3 Ocak 2021 Pazar

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

 

   Gerçek adı Muhammed Celâleddin olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bugünkü Afganistan'ın Horasan yöresinin Belh Şehrinde 30 Eylül 1207 yılında doğmuştur. Babası Âlimler Sultanı (Sultânü'l-Ulemâ) ünvanlı Muhammed Bahâeddin Veled, annesi ise Mümine Hatun'dur. 

   Bahâeddin Veled bazı durumlardan dolayı ailesi ve yakın dostları ile Belh şehrinden ayrılıp, ilk olarak Nişâbur'a gelmiştir. Burada Mutasavvıf Feridüddin Attar ile karşılaşmıştır. Mevlânâ  Attar'ın dikkatini çekip, takdirlerini almıştır. Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a, oradan Hac için Kâbe'ye sonra Şam'a uğrayıp belirli yol güzergahlarını geçtikten sonra Lârende'ye (Karaman) gelmiştir. Bahâeddin Veled burada kendisi için yaptırılan medresede 7 yıl kalmıştır.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî


   Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Karaman'da Gevher Hatun ile 1225 yılında evlendi. Bu evlilikten 2 erkek çocuğu oldu, Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi isimli. Gevher Hatun'un vefat etmesi üzerine daha sonra Kerra Hatun'la ikinci evliliğini yapıp, bu evlilikten de Emir Âlim Çelebi ve Melike Hatun isimli çocukları olmuştur. 

   Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat Konya'yı ilim ve sanat merkezi haline getirmişti. Sultan Alâeddin, Bahâeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet edip, buraya yerleşmesini istedi. Bunun üzerine Bahâeddin Veled Konya'ya gelerek Altunaba (İplikçi) Medresesi'ne yerleşip, burada vaazlar vermeye başladı. Gittikçe ünü artan Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde 85 yaşında Konya'da hakkın rahmetine kavuşmuştur. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na defnedildi. 

Mevlâna Dergâhı
Mevlâna Dergâhı


   Sultânü'l-Ulemâ vefat edince talebe ve müridleri Mevlânâ'nın etrafında toplanıp ondan vaazlar dinliyordu. Medrese dolup taşmaya başlamıştı. Mevlânâ hayatında 2 kez tahsil amacıyla Halep ve Şam'a gitti. Dostluk ve arkadaşlık Mevlânâ'nın dilinde güzel nitelendirmeler bulmuştur. Örneğin bir tanesi şöyledir. ''Dost ol, sayısız dost gör. Dostun olmazsa, yardımsız kalırsın.''

   Mevlânâ daha sonra 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile tanışmıştır. Tanışması hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Camilerde vaazlar ve medreselerde ders vermeler Mevlânâ'nın hayatını değiştirip, Şems ile bol vakit geçirmiştir. Bundan Mevlânâ'nın bazı müritleri rahatsız olup Şems'in gitmesine sebep olmuştur. Bunun üzerine Mevlânâ adamlar gönderip, Şems'in geri dönmesini sağlamıştır. Ancak bazıların yine rahatsız olması nedeniyle Şems 1947 yılında bir daha dönmemek üzere Konya'dan ayrılır. Mevlânâ'da Divan adlı eserini Şems'e ithafen yazmıştır.

   Hayatını ''Hamdım, piştim, yandım'' sözleri ile anlatan Mevlânâ 17 Aralık 1273 günü 66 yaşında Konya'da vefat etmiştir. Cenaze namazını Sadrettin Konevi kıldıracaktı ama çok sevdiği için bayıldı, yerine namazını Kadı Siraceddin kıldırdı. Daha sonra Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled, babasının mezarı üstüne türbe yaptırmak isteyenlerin ricalarını kabul etmiştir. ''Kubbe-i Hadra'' (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine yaptırılmıştır. Mevlevi Dergâhı ve Türbe 1926 yılında ''Konya Asâr-ı Atîka Müze'' si olarak hizmete başlamıştır. 1954 yılında ise ismi Mevlânâ Müzesi olarak değiştirilmiştir. Müze'nin alanı ve bahçesi toplam 6.500 m2 iken, istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen yerlerle beraber toplam büyüklüğü 18.000 m2 ye ulaşmıştır.

Mevlana Müzesi
Mevlana Müzesi Yeşil Türbe

Mevlana Müzesi
Mevlana Müzesi

Mevlana Müzesi
Mevlana Müzesi


   Mevlânâ ölüm gününü ilâhi sevgiliye kavuşması olarak görmüştür. Yani Allah'a kavuşacağı gün demektir onun için. Bu yüzden öldüğü güne düğün günü veya düğün gecesi anlamına gelen ''Şeb-i Arûs'' denilmekte olup, her yılın 17 Aralığın haftasında ''Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri'' Konya'da düzenlenmektedir.

Şeb-i Arûs
Şeb-i Arûs


Hz. Mevlânâ'nın Vasiyeti Şöyledir:

   '' Ben size, gizli ve aleni, Allah'tan korkmanızı, az yemenizi, az uyumanızı, az söylemenizi, günahlardan çekinmenizi, oruç tutmaya ve namaz kılmaya devam etmenizi, daima şehvetten kaçınmanızı, halkın eziyet ve cefasına dayanmanızı avam ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak bulunmanızı, kerem sahibi olan salih kimselerle beraber olmanızı vasiyet ederim. Hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır. Hamd, yalnız tek olan Allah'a mahsustur. Tevhid ehline selam olsun.''

Mevlânâ
Mevlânâ


Hz. Mevlânâ'nın Eserleri:

- Mesnevi: 6 citlik bu eserde Mevlânâ tasavvufi fikir ve düşüncelerini farsça olarak, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmakta olup, 25.618 beyitten oluşmaktadır. İslam kültürünün en önemli kaynaklarından biri olarak gösterilmektedir.

- Dîvân-ı Kebir: Çeşitli konularda söylediği şiirlerinin tamamı bu divanda olup, dili Farsça olmakla beraber, içinde Türkçe, Arapça ve Rumca şiirlere de yer verilmiştir. Bu eseri Şems'e ithafen yazmıştır. Eser gazel ve rubâilerden meydana gelmektedir. Beyit sayısı 40.000 in üzerindedir. 

- Mektûbât: Hükümdar ve yöneticilere nasihat, ayrıca kendisine sorulan dini ve ilmi konulara açıklayıcı cevaplar vermek için yazdığı toplam 147 adet mektuplara denir. Normal konuşma dili ile yazmıştır. 

- Fîhi Mâ Fîh: 61 bölümden oluşan bu eseri oğlu Sultan Veled veya başka bir müridi tarafından kaleme alınmıştır. Eserde Mevlânâ'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetler yer almaktadır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir, gerisi cennet, cehennem, mürşid, mürid, aşk ve sema konuları üzerinedir.  

- Mecâlis-i Seb'a: Mevlânâ'nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasıyla yani vaaz ve sohbetlerinde yaptığı konuşmaların toplanmasıyla oluşmuştur.

Mesnevi
Mesnevi


Bazı Kelimelerin Anlamları 

MEVLANA: Efendimiz anlamında ki bilginler için kullanılır. Bunun dışında Hüdavendigâr, Hünkâr, Hazret-i Mevlânâ, Şeyh, Molla-yı Rumi ve Hazret-i Pir ünvan isimleri ile de anılmıştır. 

RÛMÎ: Anadolu'lu demektir. 

KONEVİ: Konya'lı

MEVLEVİLİK: Tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessese olup, Hz. Mevlânâ yaradana gönül veren bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmemiz gerektiğini söyleyip, bizlere de sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.

   Mevlânâ Aşkın efendisidir, Aşkta yok olmuştur, Bizzat Aşkın kendisidir. Aşkın ne olduğunu soranlara ise şunu demiştir.

- Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça, onu tamamiyle bilemezsin, buyurur

   Hazret-i Mevlânâ ve Hazret-i Pîr saygı kitapları, Anadolu ve Mevlevi çevrelerinde çok tercih edilmiş olup, bugünlerde Pakistan ve İran'da ''Mevlevi'', Batıda ise ''Rumi'' ünvanları, Mevlânâ'yı anmak için yeterli olmaktadır.

   Mevlevîlik deyince ilk akla gelen semâ, lügatte işitmek anlamında olup terim olarak ise, mûsikî nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz. Mevlânâ zamanında belli bir nizama bağlı kalmaksızın dini ve tasavvufi bir coşkuyla icra edilmiştir sema gösterisi. Sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, yaradana olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip ''İnsan-ı Kâmil''e doğru yönelişini ifade eder, Sema.

  Sema Töreni başından sonuna kadar bir çok aşamada mistik anlamda semboller taşımakta olup bunlar şöyledir.

- Sema esnasında dönmek: Tüm mekân ve yerlerde Allah'ı seyretmeyi temsil eder.

- Ayak Vurmak: Nefsin sınırsız ve doyumsuz isteklerini ayaklar altına alıp ezmek ve onunla mücadele ederek, nefsi mağlup etmektir.

- Kollarını yana açmak: En mükemmele yönelik acziyettir.

- Sağ elin yukarı, sol elin ise aşağı doğru kollar açık bir hale gelmesi: Sağ elle Allah'tan feyz alıp o'ndan başkasına yüz çevirmek ve sol elle bu feyzin dağıtılması anlamına gelmektedir.

Sema Gösterisi
Mevlânâ Sema Gösterisi


SEMAZEN:
Sema yapan kişilere denir. Semazenlerin kıyafet ve hareketlerinin anlamları vardır. Giydikleri beyaz kıyafete tennure ismi verilip, kefeni simgeler. Başındaki sarık sikke olarak adlandırılıp, mezar taşını simgelemektedir. Semazenin üzerindeki siyah hırka ise mezar anlamına gelip, yeniden doğuşu simgeler. Sema gösterilerinde 4 kere selam verilir. Bu selamlar İnsan-ı Kamil olma yolundaki 4 mertebeyi temsil etmektedir. Bu mertebeler şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapısıdır. 

Semazen
Semazen

Sema Gösterisi'nin baştan sonuna kadar gösterimi, sırasıyla aşağıdaki videolardadır. Hepinize şimdiden iyi seyirler dileriz.






   

Yolunuz Konya'ya düşerse mutlaka Mevlânâ Müzesine yani Mevlâna'nın Türbesini mutlaka ziyaret edin, bu sizlerin manevi hayat düşünceleriniz için iyi gelebilir. Ziyaretlere değinmişken, Kabir Ziyaretleri, Türbe Ziyaretleri ve Adapları üzerine de biraz yazmak istedik. Çünkü bu konu çok önemli. Dünya hayatı gelip geçicidir, kimi çok fakir, kimi ise kocaman bir servet bırakarak bu dünyadan gidecektir. Önemli olan dünyada bıraktığımız hayırlı amellerdir. Bir Hadis-i Şerif'te şöyle buyurulmuştur. ''İnsan ölünce, şu üç ameli dışında bütün amellerinin sevâbı kesilir: Sadaka-i câriye, kendisinden istifâde edilen ilim, arkasından duâ eden hayırlı evlâd''

Türbe, Kabir Ziyaretleri Nasıl Olmalı ve Adapları Nelerdir ?

   Mezarlıkların ziyaret edilip, ölümün hatırlanması ve mezarlıklarda yatanlardan ibret alınması, dinimizin tavsiye ettiği konulardandır. Türbe , yatır veya evliya kabristanlarını ziyaret eden kişiler, ahireti hatırlamalı, dünyanın gelip geçici olduğunu ve bir gün sıranın kendisine de geleceğini bilmelidir. Burada yatanlara dualar edip, Kur'an-ı Kerim okuyarak sevabını onların ruhlarına bağışlarsa iyi olur. Bunun yanında mezarlıklara girerken Fatiha'dan sonra 11 ihlâs suresi okuyup, oradakilere bağışlarsak, bunun sevabı belki de orada yatan herkese ulaşabilir.

   Türbe ve kabir ziyaretlerinde dinimiz İslâm'ın özüne  ve tevhit anlayışına ters düşen, itikâdi bakımından da zararlı olan davranış ve tutumlardan da uzak durulmalıdır. Dinimiz kabir ziyaretleri ile ilgili bazı ölçüler koymuş olup, bunlardan sakınılmalıdır. Maddeler halinde yazalım bunları.

- Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar görüp, bu kişileri Allah ile kendi arasında aracı kılmak. (Bunlar Allah'ın sevgili kullarıdır, bunların Allah'a sözü geçer, Allah C.C. bu zatları geri çevirmez gibi fikirler akla gelmemelidir)

- Bez ve çaput bağlamak, mum yakmak

- Ziyaretleri dinî bir vecibe gibi saymak

- Mezarlıklarda yatanlar adına kurban kesmek

- Türbelere ve orada yatanlara adaklar adamak

- Kabir başında yüksek sesle ağlayıp, gürültü yapmak

- Yiyecek maddeleri, şeker gibi, dağıtarak onlardan yardım dilemek

- Kabir veya türbe etrafını tavaf etmek

- Kabrin çevresinde bulunan taşları ve demirleri öpmek

- Türbelerde yatarak çeşitli maddî veya manevî hastalıklara şifalar beklemek

- Kabir veya türbenin etrafına araba, ev gibi şekiller çizip, bunlara sahip olmayı istemek

- Türbelere emekleyerek veya eğilerek girmek

- Kabir ve türbelerin etrafında çalgı aletleri ile çeşitli eğlenceler düzenlemek

Mevlânâ Dergâhı
Mevlânâ Dergâhı


   Yukarıda yazılan davranış ve sözler, Müslüman'a yakışan davranışlar değildir. Ölen kişilerden medet ummak ve bir şeyler beklemek insanı şirke düşürebilir. Şirk ise Allah'ın bağışlamayacağı tek günahtır. Bununla ilgili Nisa Suresi 116. ayeti kerimede Allah C.C. şöyle buyurmuştur. ''Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar; Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.''

Mevlana
Mevlana Sanduka


   Mezarlıklar bizim ibret almamız gereken yerlerdir. Buralarda önceden dünyada yaşamış nice insanlar vardır. Kimi çok fakirdi, kimi normal, kimi ise çok zengin. Hepsinin buluşma noktası mezarlıklar oldu. O yüzden mezarlıkları ziyaret edip dualar okuyup, Kur'an-ı Kerim okumalıyız. Mezarlıkları gördükten sonra ise kendimize çeki düzen vermeliyiz. Mezarlıklarda 2-3 kişi bir araya gelip, laubali konuşmalar yapılmamalı. Mezarlıklarda konulan banklara oturup, ayak ayak üstüne atılmamalı. Ayrıca mezarlık veya türbelere gidip büyüklük taslar gibi el ve kol hareketleri yapmak (eller cepte veya kolları arkaya götürüp elleri bağlamak gibi), yüz mimikleri ile de bunları desteklemek biz fâni insanlara yakışmaz. Bu tarz davranışları asla yapmamalıyız. Yapanlar da varsa şunu asla unutmamalı, Kanuni'ye kalmayan dünya sana mı kalacak !? Dolayısıyla hepimizin gideceği yerin sadece 2 m2 bir toprak parçası olacağını asla unutmayalım. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışmaya devam edelim.

Mevlana Türbesi
Mevlana Türbesi


   Bu dünyada bol sevaplar kazanarak, kalan ömrünüzün hayırlı ve sağlıklı olmasını dileriz.

   Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere, herkese Saygılar...


Kaynaklar;wwwaacomtr,wwwkonyagovtr,wwwkonyakutuphanegovtr,wwwkulturportaligovtr,wwwtrtavazcomtr, wwwdergidiyanetgovtr, aregemktbgovtr 



25 Aralık 2020 Cuma

Yazılım Uzmanlığından Aşının Uzmanlığına, Bill Gates

    Bu konuyu yazarken çok düşünüp, hassas şekilde araştırdık. Çünkü konunun analizi çok derinlemesinedir. Sizlerde yazımızı okuyunca bunlar gerçek mi diyebilirsiniz. Şimdi öncelikle Bill Gates'in hayatına kısa bir göz atalım, sonra kendi analiz ve yorumlarımızı yazalım.

   Bill Gates 1955 yılında Amerika'da doğmuştur. 12 yaşında bilişim kurslarına giden Gates, arkadaşı Paul Allen ile yazılım hataları arayıp buluyorlardı. Sonra 1972'de ilk firmalarını kurdular. Gates sonra Harward'da Hukuk Eğitimi almaya başladı.(Bu Harward okuluna ileri de ayrı bir değineceğiz yine)

   Daha sonra 1974 yılında MITS şirketinin Altair için yaptıkları Basic program dili ile bilgisayar kullanıcıları aletlerini kendileri programlayabiliyordu. Bu firma daha sonra Gates ve Arkadaşından pazarlama lisansını satın alarak, daha da geliştirmelerini istedi. Bunun üzerine Gates eğitimini yarıda bırakarak arkadaşı ile Mexico'da Microsoft şirketini kurdu. Yani Gates Mühendis değil, çoğumuz öyle zannediyoruz.

   Gates 1980'lerde Ms-Dos tasarlayıp, satış rekorları kırdı. Microsoft asıl başarısını Apple'dan aldığı siparişle yaptı. Macintosh için Word, Excel geliştirdiler. Gates 1987'de Windows'u piyasaya sürdü. Daha sonra Microsoft 1993'te zirveye doğru hızla ilerledi.

   Bill Gates 1994 yılında evlenip, 3 çocuğu vardır. Bill Gates çoğu yıllarda listelerde Dünya'nın en zengin iş insanı oldu. Buraya kadar yazılanların hepsini rahatlıkla google'da sizlerde bulabilirsiniz. O yüzden buraları kısaca geçtik, asıl yazımız bundan sonra başlıyor, hazır mısınız derinliklere ? 

Bill Gates
Bill Gates Korona Aşı

   Bizim asıl anlatmak istediğimiz ise arka planlarda neler oluyor, derinliklerde bilmediğimiz neler var? Yoksa Microsoft'u kuranlardan biri olan Bill Gates'i niçin yazalım? Ayrıca çoğu yıllarda Dünya'nın en zengini diye bizlere lansedilen Bill Gates, gerçekten en zengin miydi ? Değil di tabi ki, gerçekte asıl zenginlerin isimleri hiç bir zaman listelerde geçmedi, daha doğrusu geçirilmedi, kimse de sorgulamadı. Bunların en bilineni 2 büyük ailedir ve yaklaşık değerleri ise 8 ile 12 trilyon dolar arasıdır. Bu 2 aileden ve bağlantılı diğer ailelerden yazının sonlarına doğru, derinlemesine bahsedeceğiz. Ayrıca Bill Gates ile bağlantıları nedir, onlardan da analizimizde bahsedeceğiz, şimdilik konumuza devam edelim.

   Bill Gates'in Microsoft'taki konumunu herkes iyi biliyor. Bizim dikkatimizi 14 Mart 2020 tarihinde Gates'in Microsoft'taki görevinden ayrılması çekmişti. O günlerde aklımızda basitten şöyle bir soru vardı, bu kadar zengin biri galiba yoruldu ve artık dinlenmeye çekilecek. Ama sonrasında durumun tam tersi olduğunu, habire korona virüs ve aşılarla ilgili konuşmaya başlayınca aklımızda deli sorular oluşmaya başladı. Bunları sona doğru yazacağız.

   Sonra bizler işin derinlemesine inmeye karar verdik ve derinlerde neler oluyor biraz bakalım dedik. İlk karşımıza 3 Nisan 2015'te Bill Gates'in Ted sitesinde yayınlanan bir videosunu gördük. Daha sonra başka bir Türk kanalında bu videonun başka formatta Türkçe altyazılı olanını da gördük. İsterseniz videoyu bir izleyin, sonra tekrar yazımıza devam edeceğiz. Not; videoyu anlamak için, çok iyi ingilizce bilmenize de gerek yok, zaten resimlerle anlatılmış. Resimlere bakarak, 5 yıl öncesinden bugünün neredeyse birebir anlatıldığını kolayca anlayacaksınız. 

   Evet videoyu izlediniz. Şimdi bazılarınız şaşkınlıkla bu video doğru ise, bugünkü yaşananlar nedir diye içinizden sormaya başlamışsınızdır bile. Şimdi videoda kısaca ne demiş onları yazalım, sonra bugüne neler demiş onlara bakalım.

   5 yıl  önce aynen şunları demiş Bill Gates; 

- Önümüzdeki 10 yılda eğer bir şey 10 milyondan fazla insanın hayatına son verirse bu bir savaştan çok, yüksek derecede hızlı yayılan bir virüs olur.

Aynı Bill Gates yakın zamanda da şunu demiş;

- Bir daha ki salgınla mücadele için 3.000 kişilik bulaşıcı hastalık uzman ekibine ihtiyacımız var, yeni salgınlar gelecektir. Ve biz daha akıllı davranmalıyız.

   Bu yazılanlara bakınca bizler şaşırıyoruz. Çünkü Dünya'da sağlıkçılardan çok, yazılım uzmanı olan Bill Gates konuşuyor ! (yada bizim bilmediğimiz Bill Gates'in tıp diploması mı var ! )Bu durum bizleri ister istemez huylandırıyor. Bill Gates'i araştırmaya devam ettikçe daha çok şaşırıyoruz. Gates çoğu aşı firmalarına yatırım yapmış. Ticari mantıkla bakıldığında bu, olağan bir durumdur. 

Bill Gates'in biyoteknoloji firmalarına yaptığı yatırımların yıl ve isimleri şöyledir;

Pfizer                               2002 yılı

Biontech                          2019 yılı

Curevac Teknoloji           2015 yılı

Vir Biotechnology           2017 yılı

   Bu firmalara yaptığı yatırım yüzlerce milyon dolardır. Ayrıca Çin'deki Sinovac ile görüşmeler yapmıştır, bir ortaklığı var mı, henüz bilmiyoruz. Sadece şu resim var, bu resme göre asıl patron kim? Kararı sizler verirsiniz.

Sinovac
Sinovac Bill Gates

   Şimdi Bill Gates iyi bir işadamı olabilir, iyi bir yatırımcı olabilir, bunlar bizi bağlamaz. Bizi huylandıran kısmı, sağlıkçılardan önce hep niçin Bill Gates konuşuyor, sağlıkçılar niçin Bill Gates kadar konuşmuyor veya konuşturulmuyor yurtdışında ? Medya bunun üzerine niçin çok düşmüyor? Yoksa medyacilar Bill Gates'ten bol reklam alıyorlar da, o yüzden mi bir şey diyemiyorlar? 

   Şimdi eğer biri 5 sene öncesinden koronayı neredeyse birebir anlatmış ve bugünde çıkıp yeni başka salgınlar gelecek diyorsa bizler burada bir dakika dur deriz. Niçin mi ? Çünkü bunları diyen kişide şu 2 durumdan biri var demektir

- Ya kâhin 

- Ya da bu virüsler yapaysa, bunları yapanlarla birlikte beraber hareket ediyor demektir. 

   Sizce de öyle değil mi, biri her şeyi bilebiliyorsa, bu 2 durumdan biri olması lazım. 

   Bu arada diğer aşı firmaları ise şöyledir: Moderna, Astra Zeneca, Johnson&Johnson, Novavax. Buraya kadar yazdıklarımızı artık sizler derinlemesine düşünürsünüz, biz başka bir boyuta geçeceğiz. Bill Gates ile ilgili o kadar boyut var ki, hepsini öz bilgilerle kısadan yazmaya çalışacağız İnşaAllah.

   Bu arada aklımıza gelen bir konuyu kısaca yazalım, ortaya karışık olsun. Çin'de Şubat ayında bir hastane yapılmıştı, sonrada Mart'ta bitti diye kapatıldıy dı. Kapanırken bir video çekilmişti. Önce videoyu bir izleyelim, sonra bir sorumuz olacak ?

   Videoda hiç dikkatinizi çeken bir durum oldu mu? Sağlık çalışanların hiçbirinde maske izi yoktu, hepsi sanki bir defileye çıkmış gibiydi, değil mi ? Bu konuyu olaylar arasında bir bağ var mı, yok mu sizler düşünesiniz diye araya yazdık.

   Şimdi Bill Gates'in gücünü aldığı ailelere biraz bakalım. Yukarıda dünyanın asıl zengini olan 2 aileden bahsetmiştik, değerleri toplamı yaklaşık 8 ile 12 trilyon $ olan aileler. Bunlar Rockefeller ve Rothschild aileleridir. Bunların elleri ve kolları o kadar uzundur ki, her ülkede adamları, holdingleri vs. ler vardır. Ama bizler bilemeyiz, onlar kendi aralarında gizli bir yapı gibidirler. Ticaretlerini hep birbirleri ile yaparak, birbirlerini zengin ederler. Biraz daha iyi anlamanız ve akılda kalması için şunu da diyelim, bunlar savaş zamanların da devletlere bile borç vermişlerdir, buradan büyüklüklerini daha iyi anlarsınız. 

   Ayrıca Amerika'nın Dolar'ını ve Avrupa'nın Euro'sunu bu ailelere bağlı şirketler basıyor. Bu bile bunların nasıl bir güç olduğuna en büyük işarettir. Şimdi sorabilirsiniz, madem bunlar bu kadar zengin, niçin dünyanın zenginler listesinde 1 tanesinin adı bile yok. Çünkü bu aileler paralarını yardım yapıyoruz diye her ülkedeki vakıflara aktarıyorlar. Dolayısı ile belki de vergi bile az veriyorlar, yardım yaptıkları için vergilerden düşülüyor. Bu vakıflar ve benzeri yerler üzerinden tüm işlerini dönderiyorlar. Dolayısı ile zenginler listesinde adları yoktur. 

   Bu ailelerde evlilikler kendi içinde, akrabalar arasında olmaktadır, herşey gizli kalsın ve para dışarı çıkmasın diye. Bu aileler ve alt diğer aileler ile beraber Dünya'yı 13 ler konseyi denilen 13 yahudi büyük aile yönetmektedir. Bu 13 ailede dünya genelinde her ülkede seçtikleri yaklaşık toplam 730 tane baron-aile ile birlikte yönetmektedirler. Bu 13 ler konseyinin en tepesinde Rothschild ailesi vardır. Sonra Rockefeller, daha sonra ise diğer 11 aile gelir. Bu aileler istedikleri ülkede para ile manipülasyon yaparlar, döviz ve altını kaldırıp-indirirler, faizlerle oynarlar, ekonomik kriz çıkartırlar vs.. Bu ailelerden Türkiye'de var mıdır, her ülkede olduğu gibi vardır. Bu aileler genelde bulunduğu ülkenin tarihi ve maddi değeri en büyük yerlerinde otururlar. Türkiye'de ise böylesi yerler boğazlarda ki yalılardır. O yüzden oralara bakıldığında kimler olduğu anlaşılabilir. 

Rothschild
Rothschild Rockefeller


   Bu 13 aile yılda 2 kez Telaviv'de yerin yüzlerce metre altında toplanıp, kararlar alır. Bu kararlar da onların yıllık planlarını belirleyip, bu planlar da yüzlerce alt üyesinin katıldığı meşhur Bilderberg toplantılarında diğer alt üyelere açıklanır. Bu konu ile ilgili akıllarda kolay kalması için şunu da yazmak istedik. Bu aileler her ülkeden birilerini kendilerine hizmet etmesi için kafalarına koymuşlarsa, genelde şu mantıkla adam seçerler. Normal bir memurun 30 yılda çalışıp kazandığı parayı, bu aileler yeni aday üyelerine gençken 1 yılda verirler. Yani onları paraya boğarlar. Bu 10-15 sene gider, o kişiyi ülkesinde en iyi yerlere getirmeye çalışırlar. Belli bir yerlere geldikten sonra ise, şunu derler. Biz sana yıllarca baktık, şimdi bizim dediklerimizi yapma zamanın geldi. Oda eli mecbur yapacak, başka yolu yok. Çünkü yapmazsa elindeki belgelerle onu 3 günde rezil ederler, tüm makamlarını kaybeder, hapse bile girebilir. Ayrıca bu kişiler emekli olmaya yakın kendilerini vakıflara adarlar görünür, halbuki o vakıflar, büyük ailelere bağlı olan kurumlardır. Olay bu kadar basit, bizim anlayacağımız en kısa şekliyle. Diğer teknik detaylarını onlar bilir sadece, biz en yüzeyselini yazdık. Bill Gates ve onun üzeri olan ailelerden en kısa şekilde biraz bahsettikten sonra, asıl konumuza kaldığımız yerden devam edelim.

   Bill Gates'in 13'ler konseyinin 2.sırasında yer alan Rockefeller ailesi ile arası baya iyidir. Bu ikili ilaç ve gıda üzerine birlikte zaten hareket ediyordu. En son ise aşı üzerine birlikte hareket etmeye başladılar. Mesela şu bizim çok ilgincimize gitmişti. Bill Gates'in vakfı var, bu vakıf Afrika'ya çok yardım yapıyor diye baya reklam edildi. Ama işin garibi yardımları gıda ve su üzerine değil, aşı üzerine. Çok ilginç değil mi ? Daha sonra bu Afrika'lı çocuklardan bazılarının felç kaldığı söyleniyor. Ayrıca Afrika'lı ailelerden bazılarının da kısır kaldığı söyleniyor. Bunları duyunca aklımıza deli bir soru geliyor. Acaba bu vakıf, Afrika'lıları bir deney insanı olarak mı kullandı ? Nasıl olsa bunlar Afrika'lı, bir şey olsa dahi, seslerini dünyaya pek duyuramazlar. Duyursalar bile ne Avrupa'lılar, nede Amerika'lılar üstünde pek durmazlar diye mi düşündüler ? Asıl deli soru, eğer bu denilenler doğru ise, Bill Gates'in şu sözü ile Afrika'lılar üzerinde denediği aşı deney çalışması tam birbirini tamamlıyor. Ne demişti Bill Gates:

- Dünya'da 6,8 milyar insan var ve bu rakam 9 a kadar gidebilir. İyi bir aşılama proğramı ve sağlık hizmetiyle bunu % 10-15 arası azaltabiliriz !!!

   Şimdi yukarıda yazılanlar ile bu sözü birlikte düşünün, geri kalan analizi sizlere bırakıyoruz, sizler daha iyi karar verirsiniz. Biz başka alt konuya geçeceğiz, dediğimiz gibi bu konu çok dallı ve budaklıdır.

   Konu derinliklere gidince insanın yazdıkça yazası geliyor ve akıllarda deli sorular oluşmaya başlıyor. Mesela şu an aklımıza şu soru geldi. Eğer bu denilenler doğruysa, yani Bill Gates aşı ile başka amaçlar hedeflediyse, şunu da yapmış olabilir mi ? Kendi yaptığı Windows yazılımların içine özel bir yazılım ekleyip, başkalarının bilgisayarlarına istihbaratlar ulaşmış olabilir mi ? Kimi kafalarına taktılarsa, onun bilgisayarları incelenmiş olabilir mi ? Zaten tüm bilgisayarlar nerdeyse internete bağlı artık. Buda bir yorum analizi, karar sizin.

   Konuya başlarken Harward Üniversitesi'nden bahsetmiştik biraz. Şimdi kısadan bununda derin analizini yapalım. Harward Üniversitesi sıradan bir yer değildir. Burası Dünya'nın her yerinden zeki öğrencilerin geldiği bir üniversitedir. Buradan mezun olanların çoğu bir ülkede ya Başkan, ya Bakan, ya önemli Bürokrat, ya büyük bir İş Adamı vs. dir. 

Harward
Harward Üniversitesi


Birkaç örnek verecek olursak: 

Facebook Sahibi Mark Zuckerberg, Amerika eski Başkanı Barrack Obama, İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu, Amerika Dışişleri Bakanı Pompeo, Amerikalı Diplomat Henry Kissinger, Amerika Eski Başkanı Kennedy, Aktör Matt Damon, Eski Fed Başkanı Ben Bernanke, Nba Oyuncusu Jeremy Lin, Goldman Sachs Ceo'su Lloyd Blankfein. Şimdi örnekleri verince konuyu daha iyi anladınız. Şimdi yazacağımız bir örnekle aradaki bağları daha iyi anlayacaksınız. Bu okula Rockefeller'in sadece yılın birinde yaptığı bağış 100 milyon $. Artık varın gerisini siz düşünün. Niçin bu kadar yardım yaptığını ve bu okuldan mezun olanların şu an nerelerde olduğunu.

   Mesela ilerisi için bizde bir tahminimizi şimdiden yazalım. Yıllar sonra bakalım olacak mı, ama olma ihtimalini şimdiden % 51 görüyoruz. 8 veya 12 sene sonra Facebook'un sahibi Mark Zuckerberg Amerika Başkanı olabilir. Tahminimiz yıllar sonra tutabilir mi? Tutarsa o zaman tekrar görüşürüz, değerli okurlarımız. Nerden tahmin ediyorsunuz diye sorabilirsiniz. Sadece 1 detayı verelim, Mark'ın eşi Çin'lidir. Ayrıca bazı uluslararası gelişmeler de onu işaret ediyor. Bakalım gün ola, harman ola. 

   Ayrıca 2030 yılı için öngörülen G-20 devletlerinin ekonomik büyüklük sıralaması ile, bugünkü Amerika'da olanlar tesadüf denemeyecek kadar planlı. Çünkü büyük planları en az 30 yıllık yaparlar. Önce 2030 yılı Ülkeler tablosuna bakalım, sonra ilginç analiz yorumumuzu yazalım.


2030
2030 yılı Dünya

   Bu tablodaki ilk 3 sıralamaya bakınca Çin, Amerika, Hindistan geliyor. Şimdi ne alakası var diyebilirsiniz. Facebook'un sahibi Amerikalı, Eşi Çin'li. Peki Hindistan? Şu an seçilen ve eğer mahkemelerden aksi bir karar çıkmazsa göreve başlayacak olan Biden'ın yardımcısı olacak olan Kamala Harris anne tarafından Hint'lidir.  (Bazıları bu bayana gizli asıl başkanda diyor). Yani derin Amerika planları önceden yapmış. Sizce bunların hepsi tesadüf mü, yoksa uzun vadeli projenin puzzle parçaları mı ?

    Bill Gates'i araştırdıkça Rockefeller ailesi ile olan ilişkisi baya derinlere gidiyor. Mesela Usa hükümeti 2017 yılında Dsö'ye 401 milyon $ para verirken, Bill Gates 798 milyon $ verdi, bunu destekçisi Rockefeller'mi yaptı? Yoksa Bill Gates, Usa hükümetinden daha mı zengin ?

Bill Gates
Bill Gates Dsö

   Ayrıca Kıyamet Tohum Ambarı'nı çoğunuz ilk defa şu an duymuş olacaksınız. Detayları şöyledir. 2008 yılında Norveç Arktik Okyanus'unun güneyinde (Kuzey kutbuna 1.100 km uzaklıkta) bulunan Svalbard Takımadasında iyi niyetle küresel bir tohum bankası kurulmuştur.(-18) derecede bazıları 1.000 yıla kadar dayanabilir. İleride bir afet, nükleer savaş veya küresel ısınma olup ortada eğer tohum kalmaz ise, burdaki tohumlar kullanılsın diye yapılmış burası. Sonra buraya her ülke tohum göndermeye başlamıştır. Kapasitesi 4,5 milyon çeşittir. Buraya kadar her şey normal, anormal olan ise burayı Gates vakfı, Rockefeller vakfı ile ona bağlı tarım devleri ve danışmanlık grubu da (CGIAR) finanse etmiştir. 

   Tüm Dünya'yı ilgilendiren bir projede Gates ve Rockefellerin destek vermesi akıllarda büyük bir soru işareti bırakmıştır. Acaba bu tohumlarla oynanıp, daha sonra patentli tohumlar yapıp, bunun üzerinden güçler savaşımı planlanıyor? Bir şey patentli olunca, milyarlarca dolar patentten para mı kazanacaklar. Dolayısı ile çiftçiler önceden 100  birime aldığı tohumları şimdi 200-300 gibi bir birime mi alacak ?

Kıyamet Tohum Bankası
Kıyamet Tohum Ambarı

   Bu kadar derinliği olan bir yazıyı yazarken bazılarınız içinden şu soruları geçirebilir. Bizde kendi analiz yorumlarımızı cevap olarak yazalım

1) Eğer Dünya'da olanlar büyük bir oyun ise gerçekten korona yok mu ?

Cevap: Oyun oynayarak var. Yani birilerinde bu virüs var ve etrafa bulaştırıyor olabilirler. Buda tahminen, istihbari yollarla olur, yani bir bakıma istihbari bir savaş. Dikkatimizi çeken ilginç durumlar olabiliyor, bazen. Mesela bir devletin yetkilisi, korona hakkında farklı bir şey diyor. 2-3 gün sonra bir duyuyorsunuz, koronaya yakalanmış. Sanki birileri bilerek ona bulaştırdı gibi, buna benzer baya devlet yetkilileri oldu dünyada. Haberleri dinlerken bu noktaya daha dikkatli olursak, sizlerde rahatlıkla görebilirsiniz.

2) Devletler bunu bilmiyor mu ?

Cevap: Devletler bunun farkında, arkadaki gücünde farkındalar. Ayrıca sakal-bıyık misali bir durumda var ortada. O yüzden büyük devletler kendi aşılarını geliştirmeye çalışıyorlar, küçük devletlerde bu devletlerden aşı alma yarışındalar. Bizim gördüğümüz olay bu. 

   Ayrıca işin başka bir ilginç boyutu ise şu anki çıkan ve çıkmaya yakın olan aşıların yaklaşık % 55 ini nerdeyse büyük devletler kapattı. Bu ne demek oluyor derseniz, diğer küçük devletlerden ancak % 15 i aşı olabilir. Dolayısıyla tüm milletin aşı olması 5-7 sene sürebilir. O zaman dünyada korona nasıl bitecek? Bunun yanında aşının etkisi 6 ile 12 ay arası sürüyormuş. Bu hesaplara göre tüm dünyanın aşılanması, aşı olanın her sene bir daha yenilemesi filan derken bu iş gördüğümüz kadarı ile, yaklaşık 8 sene sürer, basit matematik hesabıyla.

   Birde aşı olacaklar yine maske takacak, aşı olduktan sonra herkes bir anda iyileşmeyecek, aşının yan etkisi var mı henüz net bilgiler yok. Yani işin detaylarına girildi mi, karşımıza farklı konular çıkıyor. Biz herkesin düşünmesi için bazı konulara değindik. Bu arada bizim ''Yerli Aşımız'' çıktığında, Devletimiz önce kendi halkına, daha sonra da mazlum coğrafyada bulunan ülkelerden gelecek talebe göre, hızlı bir şekilde onlara ulaştıracaktır. Burada tek korkumuz, birileri içeriden bir manipülasyon yapıp, yerli aşının çıkmasını geciktirebilir, dikkat. Zamanında Osmanlı, Peygamber Efendimiz S.A.V'in şu hadisini düstur edinerek 600 sene ayakta kaldı idi.

   ''Komşusu açken tok yatan bizden değildir''

3) Sizler bu kadar niçin derinlemesine araştırma yaptınız?

Cevap: Yıllardır bizler bu tarz konuları takip etmedik, daha doğrusu ettirilemedik. Ülkemizi başka konularla meşgul edip, bize akıl oyunları oynadılar önceden. Yani tavşan kaç, tazı tut misali. O yüzden her aileden en az 1 kişi bu tarz konuları araştırıp, detay ve arka planlarına bakarsa, Ülkemizi ileride kimse tutamaz. Bu yüzden bizler araştırıyoruz, araştıracakları da şimdiden kutlar ve alkışlarız. Çünkü bizler hep beraber Türkiye'yiz.

   Bir söz derki;

''Bilgi Bölüşüldükçe Artan Bir Hazinedir''

   Derin analizlerle dolu yazımızın sonuna yaklaşmaktayız. Bu yazıyı farklı bir biçimde, sorular yazarak, bitirmek istiyoruz.

   Kendimizi Oyun Kuranlar Yerine Koyup, neler yapabilirler diye düşündük ve  hepsini şu sorularda topladık. 

AKILLARA GELEN DELİ SORULAR:

1) Dünya'da bir felaket olursa diye kurulan tohum bankası yoksa birilerinin planladığı bir senaryo mu acaba ? Eğer koronavirüs yapay ise bundan sonra birileri büyük bir salgın planı yapıp, Dünya'yı felakete mi götürmek istiyor. Olabilecek felaketten sonra ise tohum bankasından tohumları alıp, istediklerine dağıtma planlarımı olacak? Kısaca milleti 1 ekmeğe muhtaç ederek mi yaşatma planları var ? Yoksa savaş ve terör eylemleri ile yerli tohumları bitirip, sonra Gdo'lu tohumları mı piyasaya sürecekler? 

2) Amerika'nın parasını basan aileler, varsayalım paraların ikizini basıp, asya ülkelerinde kullansalar, bu anlaşılabilir mi ? Anlaşılmazsa güçleri her gün daha da büyümez mi ?

3) Rockefeller 100. yaş gününde, 200. doğum günümü de kutlamak istiyorum demişti. Acaba bu aile kendilerini ölümsüz mü zannediyor, acaba birileri ölümsüzlük ilacını bulmaya mı çalışıyor ?

4) Dikkat ettiyseniz tüm dünya medyasında bir korku havası estiriliyor. Bununla insanları sağlığıyla korkutup, esir olarak mı yönetme planları var, birilerinin aklında ? Unutmayalım sizleri en iyi kendiniz bilirsiniz, bu yüzden sizlerin psikolojisi iyi ise, hasta olmanızda zorlaşır. Eğer psikolojiniz iyi değilse, hastalıklara yakalanma oranınız artar.

5) Eğer ortada bir tatbikat planı varsa, bundan sonrası için daha büyük planlarımı var? Artık savaşlar silahlarla değil, biyolojik teknolojilerle mi yapılıyor, tarım-insan ve hayvanlar üzerine ? Biraz düşündüğümüz de bizimde aklımıza bir plan geldi, ileride bunu yaparlarsa artık şaşırmayız. Hava da dolaşan bir mikrop yapılıp, gözleri kör edebilir! Eğer birileri oyunlar kuruyorsa, bunu bile düşünmüş olabilirler. 

6) Birileri kendilerini niçin üstün görüyor, ölümsüzlük havası estiriyorlar ?

7) Farklı hibrid tohumları piyasaya süren Rockefeller ailesine bağlı grupların amacı 1 taşla 2 kuş vurmakmıy dı acaba ? Nasıl mı? Şöyle, bu hibrid tohumlarını mali durumları zayıf ülkeler alamayacaktı, daha sonra bu ülkelerin yöneticileri kendi milletlerine faydalı olmak için borç bulmak zorunda bırakılıp, Rockefeller ailelerine bağlı bankalardan kredi verdirilerek, devletleri borçlar altına mı sokulmaya çalışıldı. Bir yandan hem hibrid tohum satıp, bir yandan da kredi verdirip, herkesi emir altına mı aldılar ? Ayrıca borçlarını ödeyemeyenler başka yerlere göç ederek, nüfusların dengesiz dağılımına mı yol açtılar?

8) Bill Gates bir konuşmasında şunu demiş: 

   - Dünyada kontrol altına alınamayacak insan olmasını istemiyoruz

   Bu sözle ne kastetmiş, cevabını sizlere bırakıyoruz artık. Bizim anladığımız insanlığa küresel bir darbemi yapacaklar da, kontrolsüz insan istemiyorlar.

9) En büyük amaçları tek merkezi bir yerden tüm dünyayı yönetmek mi? Bir bakıma robotik insanlar mı istiyorlar.

10) Sosyal medyaya konulan resimler, nerede hangi havuzda toplanıyor. Bu havuzun musluğu yabancı istihbaratlara mı açılıyor ?

11) Yakında inek, tavuk gibi etçil hayvanlara bir kusurlar bulup, etleriyle alakalı yazılar yayınlayıp, sonra millete YAPAY ETLERİMİ önerecekler? Yani hayatta her şey yapay mı olsun istiyorlar, tam olarak robotik insanlığın peşindeler mi ?

12) Dünya'daki tüm paranın % 95 i bu ailelerin elindeydi. Bu oran azaldıkça Dünya'nın her yerinde harekete mi geçtiler ?

13) Bu zengin ailelerinin üyeleri ne hikmetse 100 yaşını geçti diye reklam ediliyor. Acaba bunlar gerçekten 100 yaşına kadar yaşıyorlar mı, yoksa 80 ninde ölseler bile, yerlerine birilerini koyup, bizler ''ölümsüzüz'' mü demeye çalışıyorlar ?

14) Gizli zenginler şunu mu yapmaya başladılar üyelerine? Hiç bir iş yapmazsanız bile, ''reklamlarla öyle algı operasyonları'' yapın ki, kendiniz bile inanasınız !

15) Son çarpıcı sorumuz: 

   Bu yazıda anlattığımız durumlar eğer bir oyun ve planın yapboz parçaları ise, yapbozu bir araya getirince, karşımıza şöyle ilginç bir durum çıkıyor. Birileri Nuf Tufanı'nı okuyup, kendilerine bunu örnek alıp ''yapay'' planlar mı yaptı. Eğer böyle bir planları varsa, hemen vazgeçsinler! Çünkü bu planı yapmayı düşünenler Nuh Tufanı'nın sadece sonucuna odaklanmışlar demektir. Halbuki Allah C.C.'nün gücü ve kudretinin ne kadar büyük olduğunu demek ki tam anlayamamışlar. Şunu da unutmasınlar, Allah bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ''OL!'' der, o da hemen oluverir. 

   Sonuna geldiğimiz bu yazıdaki resmi veriler hariç, konuların çoğu tamamen uluslararası gelişmeler takip edilerek kendimiz tarafından yorumlanmıştır. Türkiye ve Yurtdışındaki tüm vatandaşlarımız okursa, gelecek nesil gençler için çok iyi olur. Bu sizlerin elindedir, eğer tanıdığınız herkese gönderirseniz.

   Sizlerle bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle, Saygılar Sunarız.



Kaynaklar; wwwaacomtr, wwwdergidiyanetgovtr, wwwmuhendisliksduedutr, wwwtedcom, twitter mustafa güldağı, twitter mehmet ali önel, twitter murat akan, youtube, google

19 Aralık 2020 Cumartesi

Araba Çarpışma Testleri Sizi Korur mu ?

   Yazımızın başlığı biraz dikkat çekici gelmiş olabilir. Buda nedir şimdi diyebilirsiniz. Önce biraz teknik konuları basitçe yazalım. Sonra ise bizim soracağımız sorulara bakalım. Yani asıl dikkat etmemiz gereken konular, yazımızın sonunda olacaktır.

   Araba alırken çoğumuzun aklına hemen hemen şu soru gelmektedir. Bu araba ne kadar güvenlidir ? Bunun güvenilirlik ölçü değerleri nedir ?

   Avrupa pazarında arabaların güvenlik performanslarını Euro-NCAP yapmaktadır. Euro-NCAP arabalara 0'dan 5'e kadar yıldız vermektedir. Bu yıldızlardan birini alan arabalar, müşterilerin satışına sunulmaktadır.

   Şimdi bu yıldızların ne anlama geldiğini yazalım, ondan sonra ise asıl sizlere dikkat çekeceğimiz durumları yazacağız

0 YILDIZ : Yasal olarak satılması için tip onay standartlarını karşılar ama kritik modern güvenlik teknolojisi özelliklerini içermezler

1 YILDIZ : Marjinal çarpışma koruması ve çok az çarpışmadan kaçınma teknoloji özellikleri

2 YILDIZ : Nominal çarpışma koruması ancak çarpışmadan kaçınma teknolojileri yoktur

3 YILDIZ : Yolcu koruma konusunda ortalama ile iyi arasında ancak, en güncel çarpışmadan kaçınma teknolojisi her zaman yoktur

4 YILDIZ : Çarpışma korumasına yönelik iyi genel performans. İlave çarpışmadan kaçınma teknolojileri mevcut olabilir

5 YILDIZ : Çarpışma korumasına yönelik mükemmel genel performans. Sağlam çarpışmadan kaçınma ekipmanları ile donatılmıştır

   Buraya kadar teknik detayları yazdık. Bizim asıl değinmek istediğimiz konu bu yıldızların hangi testlere göre verildiğidir. Çünkü çoğu kimse % 90 şöyle zannediyor. Arabam Euro-NCAP'ten 5 yıldız almış bir araba, o yüzden çok sağlam, yollarda istediğim hızları yaparım, bir kaza olursa da arabama ve içindekilere birşey olmaz. 

   Bizler bu yüzden dikkat diyoruz. Çünkü gerçekler hiçte sizin düşündüğünüz gibi değildir. Neden mi?

   Arabalarda 3 tür çarpışma testi yapılıyor.

- Direkt çarpışma testinde sabit bir direğe  29 km/h hızla

- Yan çarpışma testinde bir bariyer, aracın sürücü tarafına 50 km/h hızla

- Ön çarpışma testinde ise sabit bir yere 64 km/h hızla yapılmaktadır, burun genişliğinin % 40 ı ile

   Şimdi bu testlerdeki hızları görünce, düşünceleriniz bir anda karıştı değil mi? Bazıları otobanlarda arabam nasıl olsa sağlam diye 120 km/h hızı geçip 180 lere kadar çıkabiliyor. Halbuki durum hiç öyle değil, bazıları arabaları 120 km/h hızlarda çarpıstırıyorlar da zannediyor, malesef değil. Biz testlerde kullanılan hızları yazdık. Direkt çarpışmada sabit direk ve 29 km/h hız kullanılıyor. Bu yazıyı okuduktan sonra, arabada gaz pedalına basarken bundan sonra 2 kat düşünürsünüz artık.

   Testlerde maksimum 29 ile 64 km/h arası test yapılan arabaların görüntülerinden bazıları şöyledir. 

Euro-NCAP


Euro-NCAP Çarpışma



Euro-NCAP
Euro-NCAP Çarpışma


Euro-NCAP
Euro-NCAP Çarpışma


Euro-NCAP Çarpışma
Euro-NCAP Çarpışma

   Şimdi bir çarpışma videosuna bakalım, neler oluyor ?



   Şimdi düşünelim 29 km/h direkt çarpışma, 50 km/h yan çarpışma veya  64 km/h hızla önden çarpışma yapan arabalara bunlar oluyorsa, Allah C.C. göstermesin 180 km/h ile birisi gidip, bir anda başka bir araba ile kaza yaparsa neler olur ? Kendinizi düşünmüyorsanız, arabadakileri düşünün, ailenizi düşünün, anne ve babanızın ne kadar üzüleceğini düşünün, karşı arabadakileri düşünün. Karşı arabaya ve içindeki kişilere vereceğiniz büyük zararlardan dolayı manevi olarak kendinizi bir vicdan azabı saracaktır. Bu vicdanla nasıl bir ömür yaşayabilirsiniz? Bu yüzden bu yazıyı okuduktan sonra lütfen fazla hız yapmayın! Arabanızın markası ne olursa olsun, fazla güvenmeyin. Testin yapıldığı değerler burada ve bir trafik kazasının fotoğrafıda aşağıdaki gibidir. 

Trafik Kazası
Trafik Kazası Pert


   Bundan sonrası sizin vereceğiniz karardır. İster normal hızlarla gidin, isterseniz en yüksek hızlarla. Bizler üzerimize düşeni yapıp araştırdık ve sizler için yorumladık.

   Bu yazıyı ''tanıdığınız herkese gönderirseniz'' onlardan biri belki kazadan kurtulabilir.

   Kazasız, güvenli sürüşlerde buluşmak dileğiyle hepinize Saygılar



Kaynaklar; wwweuroncapcom/tr, wwwaacomtr,