25 Ağustos 2019 Pazar

26 Ağustos Malazgirt Zaferi


   Yüzyıllar boyunca çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu 26 Ağustos 1071' de kapılarını, Muş ilinin Malazgirt ilçesinin yakınlarında Selçuklu İmparatorluğu ve Doğu Roma (Bizans) İmparatorlukları arasında yapılan Malazgirt Zaferi'yle, Türkler'e açmıştır. Bu zaferle Türkler atlı-göçebe kültüründen, yerleşik şehir kültürüne geçişi yavaş yavaş başlatmıştır. 

   Bizim için çok önemi olan Malazgirt Zaferi'nin öncesinde, zafer sırasında ve sonrasında neler olduğuna teker teker bakalım. 

Alparslan
Malazgirt Zaferi
   Bizans'ın parlak dönemi Makedonya hanedanının ünlü  imparatoru II. Bazil'in 1025 yılında ölümü ile kapanacaktır. Bazil  döneminde devlet, askerî ve malî yönden güçlü olması yanında  tecrübeli kumandan ve devlet adamları sayesinde içte ve dışta başarılar kazanmıştır. 

   Bizans çağın bir numaralı devleti haline gelmişti. Fakat II. Bazil'in 1025 yılında varis bırakmadan ölümünden sonra yerine geçen  kardeşi 8. Konstantin tahtta kaldığı üç yıl  içerisinde II. Bazil'in kurmuş olduğu  sistemi alt üst etmiştir.

   Eğlence düşkünü olan ve kısa süre görevde kalan imparator ve imparatoriçelerin israfları ile hazine boşalmış, ücretli askerlerden oluşan ordu ihmal edilmiştir. 

   Bizans, XI. Yüzyılından itibaren doğudan Selçuklular'ın sevk ve idaresi altındaki Türkler tarafından, batıdan  da Peçenek, Kuman Oğuz Türkleri tarafın­dan  sürekli baskı altında tutulmuştur.

   1040 Dandanakan Savaşı ile daha da güçlenen Selçuklular, savaş sonrasında batıya doğru sınırlarını genişletme kararı aldılar. Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesini isteyen Selçuklular, bu amaç doğrultusunda Bizans hakimiyetindeki Anadolu’nun içlerine doğru akınlar yapmaya başladılar.

   1067 yılının mayısında İmparator X. Konstantinos Dukas’ın ölümüyle birlikte çocuklarını temsilen karısı Eudokia geçmişti. İlerleyen zamanlarda yönetim baskılarına dayanamayarak General Romen Diyojen (Romanos Diogenes) ile evlenerek tahtı ona bırakmıştır. İmparator Romen Diyojen’in tahta çıktığındaki ilk işi Selçuklular'a karşı savaşı ele almak olmuştur.
   Malazgirt’teki Bizans ordusunun sol kanadında Rumeli kuvvetleri, sağ kanadında Uz askerleri yer almaktaydı. Merkez hattın başında bizzat Romen Diyojen bulunuyordu. Gerideki kuvvetlere ise Diyojen’in üvey oğlu Andronikos komuta ediyordu.
   Buna karşılık Selçuklu Sultanı Alparslan’ın, yalnızca Müslüman Oğuz Türkleri’nden oluşan 50 bin kişilik ordusu vardı. Alparslan’ın ordusunda iyi silahlanmış 4 bin hassa askeri, 40 bin atlı ve bin kadar da gönüllü askerler bulunuyordu. Sayıca küçük olan ordunun en büyük avantajlarından biri, yönetim kadrosundaki tecrübeli komutanlardı. Savatekin, Sanduk, Afşin, Süleyman Şah, Altuntaş, Atsız, Aksungur, Danişmend, Artuk, Saltuk, Çavlı, Çavuldur, Mengücek, Gevherayin, Porsuk, Bozan gibi zamanın büyük kumandanları Alparslan’ın ordusunda yer alıyordu.

Sultan Alparslan
Malazgirt Zaferi
   İstanbul’dan gelen Bizans ordusu ve Halep’ten ilerleyen Türk ordusu, 26 Ağustos Cuma günü karşı karşıya geldi. Malazgirt Kalesi yakınlarında, Van Gölü’nün 45 kilometre kuzeyinde tarihin akışını değiştiren muharebelerden biri böylece başlamak üzereydi.
   Sultan Alparslan, Bizans ordusu ile çarpışmaya başlamadan önce Romen Diyojen’e bir elçi gönderip barış teklifinde bulundu. Ancak İmparator Diyojen, öne sürülen barış şartlarını kabul etmedi. Üstelik gelen elçiye kibirle şu soruyu sordu: “Benim ve atlarım için İsfahan şehri mi, yoksa Hemedan mı daha iyi olur?” Alparslan’ın hazır cevap elçisi bu soruya, “Atlarınız için Hemedan iyidir, size gelince; onu bilmiyorum” yanıtını verdi. Bu cevap, Romen Diyojen’in hoşuna gitmedi.
   Malazgirt ovasında kılınan namazdan sonra Alparslan askerlerini topladı ve atından inerek secdeye kapandı ve şu sözleri söyledi: “Ya Rabbi ! Seni kendime vekil yapıyor, âzâmetin karşısında yüzümü yere sürüyor, uğrunda cihâd ediyorum. Ey Allahım! Niyetim halistir; bana yardım et!”. Sultan beyaz elbiselerini giydi; atının kolanlarını sıktı, kuyruğunu bağladı, kılıç ve topuzunu alıp atına bindi. İslâm’ın büyük gazisi Alparslan şu son vasiyette bulundu: “Ey Askerler!.. Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. Ben nefsimi Allah’a adadım. Benim için şehadet de, muzaffer olmak da bir saadettir. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir”.
   Böylece öğleden sonra saat 14:00 civarı çarpışma başladı…Bizans ordusu, Ahlat’tan 12 kilometre uzaklıktaki Rahva Ovası’na geldiğinde bütün tepeler çoktan Selçuklular tarafından tutulmuştu. Türk okçuları, Bizans ordusunu ok yağmuruna tuttu.
   Bizans ordusunda paralı asker olarak yer alan Müslüman olmamış Türklerden Peçenek ve Uzlar, daha savaş başlar başlamaz taraf değiştirerek Alparslan’ın güçlerine katıldı.
Savaşta askeri dehasını kullanan Alparslan, hilal taktiği için ordusunun bir kısmını pusulara yerleştirdi. Kendisi ise merkezde yer aldı. Saldırıya önce Selçuklular geçti. Bizanslılar da hemen karşılık verdi. 


Malazgirt Zaferi
Hilal Taktiği
   Türkler, Sultan Alparslan’ın yaptığı savaş planı doğrultusunda hilal taktiğine başladı. Merkez hattaki kuvvetler yavaş yavaş geri çekilmeye başladı. Diyojen, bu tuzağa çabuk düştü. Türklerin yenilgiyi kabul ederek geri çekildiğini düşündü ve ordusunu ileri sürdü. Tam o sırada, pusuda bekleyen Türk kuvvetleri harekete geçti. Bizans ordusu böylece bir çember içine alındı. Gerideki destek birliklerinin başında bulunan Andronikos, yardım etmek yerine kaçmayı tercih etti. Ermenilerin de Bizans saflarını terk etmesi ile ordu tamamen dağıldı.
   Savaş, karanlık çökene kadar hızla devam etti. Bizans ordusunun önemli kısmı kılıçtan geçirildi, generallerin çoğu esir alındı. Esir alınanlar arasında İmparator Romen Diyojen de vardı.

Romen Diyojen
Sultan Alparslan
   Esir düşen İmparator, kötü muamele görmedi. Savaş sonunda Alparslan ve Diyojen arasında bir barış anlaşması yapıldı. Bu anlaşmaya göre İmparator, kurtuluş akçesi olarak 1,5 milyon altın verecekti. Bizans Devleti de her yıl Selçuklulara 360 bin altın ödeyecekti. Bizanslıların elindeki Müslüman esirlerin serbest bırakılması, anlaşmanın bir diğer önemli şartıydı.
   Malazgirt Zaferi, Türk tarihinin önemli dönüm noktalarından biri oldu. Zaferin ardından Bizans güç kaybetti ve Türk beyleri Anadolu’nun batı kıyılarına kadar ulaşarak yerleşmeyi başardı. Zamanla beylikler güçlendi. Öyle ki onlardan biri olan Osmanlı Beyliği, üç kıtaya yayılan bir imparatorluğa dönüştü.
   Bizans İmparatorluğu’nda ise yenilginin ardından, zaten çok da tasvip edilmeyen Romen Diyojen tahttan indirildi. Yerine, VII. Mikhail imparator yapıldı. Bunu öğrenen Diyojen, ordusundan geride kalanlarla harekete geçti. Kendisini tahttan indirenlerle çatışmaya girdi ama sonuç hezimetti.
   Bu ikinci yenilgiyle Romen Diyojen, Kilikya’da küçük bir kaleye çekildi. Orada teslim olan Diyojen’in gözlerine mil çekildi. Ardından Kınalıada’daki bir manastıra kapatıldı. Yaraları yüzünden enfeksiyon kapan Romen Diyojen birkaç gün içinde öldü.
   İmparator VII. Mikhail tahta çıktıktan sonra, Alparslan ile Romen Diyojen arasında yapılan anlaşmayı tanımadığını ilan etti. Bu haber Alparslan’ı harekete geçirdi. Türk beylerine, Anadolu’yu fethetmeleri için emir verdi.
   Malazgirt Meydan Muharebesi sonunda Bizans ordusunun dağılması, bu fetihleri daha da kolay hale getirdi. Türkler, önemli bir direnişle karşılaşmadan kolayca Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerledi. Bu toprakları yurt edinmek amacıyla fetheden Türkler, Anadolu’da birçok beylik kurdu. Zaman içinde Anadolu göçlerle beslendi ve tam bir Türk yurdu haline geldi. Böylece üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan tarihi süreç başlamış oldu.
   Sultan Alparslan son seferini ise Karahanlılar üzerine gerçekleştirdi. Eylül 1072’de yola çıkan 200.000 kişilik ordunun yine en önündeydi. Barzam Kalesi’ni aldıktan sonra kale kumandanı Yusuf Harizmi’yi huzuruna çağırdı. Yusuf Harizmi, sakladığı hançerle Sultan Alparslan’ı ağır şekilde yaraladı. Alparslan, dört gün boyunca yarası ile mücadele etti. Hayatını kaybettiği gün takvimler 24 Kasım 1072’yi gösteriyordu. Büyük sultanın cenazesi, Türkmenistan’daki Merv şehrine defnedildi.

Malazgirt Zaferi
26 Agustos


   Dünya'ya 600 yıl hükmeden Osmanlı'nın kuruluşunun adımları, büyük Malazgirt Zaferi ile başlamıştır. Bu zaferi şimdiki gençlere ne kadar iyi anlatabilirsek, gelecek nesillerin  hedefleri o şuurla çok daha ileriye gider. Malazgirt Zaferi'nin 1.000 yılına az kaldı. Ömür yeterse, o yılları sağlık ve sıhhat içinde birlikte görmek dileğiyle...

Muş Alparslan
Malazgirt Meydanı


Kaynaklar; wwwmusgovtr, interaktiftrthabercom, derstarihcom, aacomtr

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Doğal Termal Kaynak, Pamukkale

   Ege bölgemizin Denizli ilinde bembeyaz görüntüsüyle adını Dünya'ya duyuran bir doğa harikamız vardır, Pamukkale Travertenleri

   Görüntü olarak uzaktan pamuk gibi bembeyaz olan Pamukkale Travertenleri, ülkemiz turizmi için çok önemli bir yere sahiptir. Burası kimyasal reaksiyon sonucu oluşmuş bir kayadır. Oluşumu yapılan araştırmalara göre binlerce yıl ötesine dayanmaktadır. Burada sıcaklığı 35 dereceden başlayıp, 100 dereceye kadar çıkan toplam 17 tane sıcak su alanı mevcuttur. Termal sular kaynaktan çıkar, belli mesafe gittikten sonra travertenlerin başına gelip, katlara dökülmektedir.

   Kaynaktan çıkan suda yüksek oranda kalsiyum hidrokarbonat vardır. Bu havadaki oksijen ile temas sonucu travertenleri oluşturmaktadır. Travertenlerdeki beyazlık; hava şartları, ısı kaybı, akışın yayılımı ve süresi ile etkilidir.

   Her yıl 1 milyonun üzerinde ziyaretçi ağırlayan Pamukkale Travertenleri, yabancı turistlerin gözde yerlerinden birisidir. Gidilip görülmesi gereken bir yer olan Pamukkaleyi sizlerinde görmesi dileklerimizle

Denizli Doğa
Pamukkale Traverten

Traverten Doğa
Pamukkale

Traverten Doğa
Pamukkale Denizli

Traverten Denizli
Pamukkale Doğa

Denizli Doğa
Pamukkale Traverten

Doğa Denizli
Pamukkale Traverten

Traverten Doğa
Pamukkale

Doğa Traverten
Pamukkale Denizli

23 Ağustos 2019 Cuma

Sultan Ahmet Camii, The Blue Mosque

   İstanbul, İstanbul, İstanbul...Adım attığınız her yeri tarih kokan, bizler ne kadar yazsak ta anlatılmayacak kadar büyük bir şehirdir İstanbul. 1453 yılından 1923 yılına kadar toplamda 470 yıl Osmanlı'nın başkenti olmuş şehirdir İstanbul.

   İstanbul'umuzda o kadar tarihi yerler varki, anlat anlat bitmez. Zamanla her tarihi eseri sitemizde anlatmaya çalışacağız. Şimdi yabancılar arasında ''The Blue Mosque'' olarak bilinen, Sultan Ahmet Camii'ni anlatmaya çalışacağız sabırla. Niçin sabırla dediğimizi merak etmiş olabilirsiniz, çünkü tarih sabır işidir. Bir tarihi okurken aklınıza bir sürü soru gelir, o sorunun cevabını araştırırken, başka sorular aklımıza gelir. O sorularında cevabını araştırırken bu sefer başka sorular aklımıza gelir. Kısaca tarih, sabırla ilme işlenen bir nakış gibidir. Şimdiden herkese tarihimizi sabırla okumanızı dileriz.

   Sultan Ahmet Camii 17. yüzyılda, Sultan 1. Ahmet tarafından Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa' ya yaptırılmıştır. Camii'nin yapımına 1609 yılında başlanmış olup, temeline ilk kazmayı Sultan Ahmet vurmuştur. Yapımı ise yaklaşık 7,5 yıl sürmüştür. Cami çok ferah ve aydınlıktır. Caminin 6 minaresi vardır, 4 tanesi üçer, 2 tanesi ise ikişer şerefelidir. Caminin 3 kapısı mevcut olup cami içinde yuvarlak ve çok iri sütunlar kullanılmıştır.

Sultan Ahmet Camii tamamlayıcı öğelerle beraber (medrese, türbe, sebiller...) tam bir Külliye halini almıştı zamanında.

Camii kareye yakın, dikdörten şeklinde yapılmıştır. Yaklaşık 53 mt * 50 mt dir. Caminin akustiği için duvar ve sütunlarla bir ilişki yapılmıştır. Mermer kaplamaları özel bir kesme yontma işlemi ile yerleştirilmiştir.

Caminin Yerleşme Düzeni Şöyledir;

- Türbe
- Darulkurra
- Muvakkithane
- Sıbyan Mektebi
- Arasta
- Hamam
- Darüşşifa
- Sebiller
- Hünkâr Kasrı
- Medrese

Camii Yapılırken Şu Malzemeler Kullanılmıştır;

   Küfeki taşı, Mermer, Renkli Taşlar, Ateş taşı, Tuğla, Kiremit, Ağaç, Kireç, Demir, Kurşun, Çivi, Boya, Badana, Alçı, Lökün, Pamuk, Keten, Keçe, Saman, Tutkal, Mastaki, Sandalos, Zift, İsvidaç, Bezeme, Çini, Gümüş, Altın, Taş, Sedef, Taş Oymacılık, Yazılar, Minare, Mahya, Işıklandırma

   Bu güzel ve büyük Camii'mizi görenlerin bir daha görmesi, hiç görmeyenlerin ise gidip görmesi dileklerimizle

İstanbul
Sultan Ahmet Camii

İstanbul
The Blue Mosque

İstanbul
Sultan Ahmet Camii

İstanbul
The Blue Mosque

İstanbul
Sultan Ahmet Camii

İstanbul
The Blue Mosque

İstanbul
Sultan Ahmet Camii

İstanbul
The Blue Mosque

Yeşillikler içindeki Doğa Harikası, Uzungöl

   Yeşilliği ile meşhur Karadeniz'in o kadar çok doğa harikası vardır ki, gez gez bitmez. Bu yazımız da oksijeni bol, havası temiz, şehrin gürültüsünden uzak olup insana huzur veren, yöresel yemekleri ve doğal alabalıkları ile insanlara eşsiz tatlar sunan Uzungöl'ü anlatacağız.

   Uzungöl Trabzon İli'nin Çaykara ilçesine bağlı turistik bir yerdir. Trabzon'a 99 km, Rize'ye ise 77 km uzaklıktadır. Denizden 1.100 metre yukarıda olup, bu bölge Tabiat Parkı olarak ilan edilmiştir. Gölün çevre uzunluğu 7 km dir. Gölün bu kadar ünlü olmasının nedenlerini maddeler halinde yazalım;

- Doğası muhteşemdir
- Bol oksijeni vardır
- Temiz havası vardır, yayla havası
- Seslerden uzak kalırsınız, doğada ki kuş seslerini duyarsınız
- Huzur verir insana
- Yamaç paraşütü vardır
- Olta balıkçılığı vardır
- Doğa yürüyüşü yapılır
- Tadına doyamayacağınız yöresel yemekleri vardır
- Doğal alabalık yiyebilirsiniz
- Mıhlamanın tadına bakarsınız , organik mısır ve tereyağından yapılan
- Eşsiz ormanları vardır
- Yüksek dağları vardır
- Bir çok bitki türü vardır
- Bir çok yırtıcı kuşun göç güzergahı buradır
- Yazın serinletici bir havası, kışın bol kar yağışı, baharlarda ise bol yağmurları vardır
- Kış turizmi içinde iddalı olmaya başlıyor

   Bu kadar çok özelliği olan, temiz hava deposu ve yeşilliklerine bakmaya doyamayacağınız Uzungöl'ü vaktiniz olduğunda ailenizle beraber gezmeniz dileklerimizle...

Doğa Harikası
Karadeniz Uzungöl

Doğa Harikası
Trabzon Uzungöl

Doğa Harikası
Uzungöl

Doğa Harikası
Uzungöl Karadeniz

Doğa Harikası
Uzungöl

Doğa
Karadeniz Trabzon Uzungöl

Doğa Harikası
Uzungöl

Doğa Harikası
Uzungöl Çaykara


Kaynaklar ;    wwwuzungolcom, wwwuzungolnettr


26 Ağustos Malazgirt Zaferi